Bursa Hakimiyet

Balkan fetihlerinde dervişler

Osmanlılar Balkanlar’a yerleşmeden önce seyyah dervişler bu bölgelere gelip bir taraftan İslam’ı anlatmışlar, diğer taraftan da zulüm altında yaşayan topluluklara ilk defa gördükleri bir hoşgörü anlayışı sunmuşlardı. 
Balkanlar Osmanlı ordusu tarafından fethedilmeden önce seyyah dervişler tarafından fethedilmiştir. Diğer bir ifadeyle Osmanlı bölgeye geldiğinde yerli halk psikolojik olarak fethe hazır hale getirilmiştir.
İslam adına gönülleri fetheden dervişlerin oynadıkları rolün önemini günümüzde dahi yol  kavşaklarında  bulunan tekkelerin varlığı ile açıklamak mümkündür. Balkanlar’da İslamiyet’in ilk tohumlarının tarikatlar tarafından atılması tasavvuf anlayışındaki derin insan sevgisi, yüksek hoşgörü ve karşılıksız hizmeti esas almalarından kaynaklanır. Bu davranış siyasi ve ideolojik depremler yaşayan halkın dikkatini çekmiştir. Genelde bütün tasavvuf akımları, ilkeleri itibariyle çok geniş ufuklu, insana sevgi ve saygıyı temel esas olarak almaktadır.
Tekkelerin iktisadi ve sosyal alandaki faaliyetlerinde din,dil, ırk farkı gözetmemeleri halk tarafından epeyce rağbet görmelerine vesile olmuştur. Dervişler, hangi dine mensup olursa olsun halkla kaynaşarak halk kitlelerini yönlendirmede önemli ölçüde başarılı olmuşlardır. Dervişlerin boş topraklarda kurdukları tekke ve zaviyelerin etrafında zamanla oluşan köyler, birer din, kültür ve sanat merkezleri haline gelmiştir. 
Genellikle bu tekke ve zaviyeler etrafında oluşan yerleşim birimleri kurucu dervişlerin adlarıyla veya şeyhler köyü, Dervişler köyü, Tekke mahallesi, Dede köy gibi isimlerle anılmaktadır. Bu bölgelerle ilgili bir nevi nüfus ve arazi istatistik defterleri olan tahrir defterlerinin verdiği bilgilere göre köylerde Müslüman halkın yanı sıra gayrimüslimlerin de yerleşmesi ve zaviyelerdeki pek çok müridin Abdullah oğlu şeklinde kaydedilmiş olmasından dolayı Hıristiyanların da Müslüman olduğunu göstermektedir.
Faaliyetlerine bakıldığında bu şeyh ve dervişler sadece derviş kimliği taşıyan din adamları değil, aynı zamanda toprağı işleyen, köy kuran, sanat ve ilim yapan şahıslar olarak da karşımıza çıkarlar. Zaviyelerin bu dönemlerdeki temel fonksiyonu boş topraklara yerleşip, ekip biçmek suretiyle buraları şenlendirmek, mamur etmek ve alın teriyle elde ettikleri bu mahsulü etrafındakilere dağıtmaktı. Böylece sevgi, şefkat ve saygıdan mahrum kalan geniş halk kitlelerine Allah sevgisine dayalı bir insan sevgisi ile insanların kalbini İslam’a ve tasavvuf düşüncesine ısındırmaya çalışmaktır.