Bursa Hakimiyet

Bankaların esiri dünya!

ABD Başkanı Hanry Ferd bir zamanlar “Eğer sıradan Amerikalılar bankacılık sisteminin gerçekten nasıl çalıştığını öğrenseler, ertesi gün devrim olabilir” demişti.
1970’lerde yaşanan petrol krizleri döneminde OPEC ülkelerinin yeni zenginleri paralarının çoğunu Batı bankalarına akıttılar. Birden bu kadar  bol parayla ne yapacaklarını şaşıran bu ülkeler; Citibank ve Chase’in üçüncü dünya diktatörlerini borç almaya yönelttiler. Bunun için diktatörlerin politikalarının borçlanma üzerine şekillenmesi gerekiyordu. Dünyanın her yerine gönderilen ajanlar bu politikaların hayata geçmesini sağladılar. O zamanlar( “90-90 bankacılığı deniyordu.)
Aşırı düşük faiz oranlarıyla başlayan borçlandırmalar, hemen ertesinde 80’lerin başında ABD’nin sıkı para politikaları uygulamasıyla faizler yüzde 20’lere fırladı. Seksen ve doksanlı yıllar üçüncü dünya ülkelerini borç krizine itti. IMF devreye girerek sömürüyü derinleştirmek ve yoksul ülkeleri yeniden borç bataklığına itmek için yeni politikalar dikta etti. Artık temel besin maddelerine fiyat desteği verilmeyecek, ülkeler stratejik besin rezervleri tutma politikalarından vazgeçecek, ücretsiz sağlık ve eğitim hizmetlerini terk edecekler.
Dünya finans sektörünün yani on bankanın esiri. Bankalar kârları ceplerine atıyor, zararları topluma yükleniyor. Bu çarpık düzen uzmanlar tarafından “ sadece bankalarla süper zenginleri kollayan sosyalist” düzen olarak tanımlanıyor.
Finans uzmanı Max Otte’ye göre ”Siyasi otorite bunun üstesinden gelemez.( İlaç sektörünün üstesinden gelemediği gibi) Çünkü büyük finans piyasası aktörleriyle milyarderler ve finans lobisi (başta gazete, dergi ve televizyon olmak üzere bütün iletişim araçları desteğiyle) hükümetleri parmağında oynatıyor.
Gerçek şu ki, neoliberal “rasyonalite” ve “görünen el” tarafından düzenlenen finansal piyasalar büyük işletmelere hizmet etmek için kurgulanmıştır.
Meydana getirilen istihdam içerisinde dört işten üçünü ve GSYİH’in da yarısını küçük işletmeler üretirler. Bu da sermayenin verimli bir şekilde dağıtılmadığına işaret ediyor. Michael Parter, “Yaygın kanaat, büyük şirketlerin yerel toplumun genelinin aleyhine zenginleştikleri yönünde” diyor. Şahsen ben bu görüşe itiraz etmiyorum.