Bursa Hakimiyet

Batı bilgi sistemi nasıl baskın hale geldi?

18.Yüzyılda doruk noktasına ulaşan günümüzün baskın epistemolojisi,(bilgi felsefesi) Avrupa’nın “Aydınlanma Çağı” boyunca belirginleşmiştir. Modern çağın erken döneminde yaklaşık 16.Yüzyıl ve sonrası- yeşeren gizli eğilimler, 19.Yüzyılda Avrupa’nın gittikçe güçlenmesine ve 20. yüzyılın başlarında sözü geçen eğilimlerin baskın hale gelmesine yol açmıştır.
Immanuel Wallerstein’ın  Aydınlanma’nın ideolojik önyargısına rağmen merkezi, çeperlerden ayıran dünya ekonomisi modelinde, Batı Avrupa kültürü merkezi işgal ederken Afro-Asya ve Latin kültür bölgeleri çeperlere itilmiştir. Bu sınıflandırma, olayların nasıl geliştiğini açıklıyor.
Batı’nın hegemonyasının artması ve baskın hale gelmesi, Aydınlanma modelinin yayılmasını sağladı. Güç dengesi, yükselen Batı’nın lehine değişirken kültürler arası etkileşimin eşit bir alışveriş düzeyinde gerçekleşmesi pek mümkün olmadı. Batı’nın müdahaleci hamlelerine rağmen ayakta kalabilen bölgesel kültürler, varlıklarını egemen bir kültürün gölgesinde ve üstünlüğü altında sürdürmek zorunda kaldılar.
Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, Batı kültürü, küresel kültür rolünü üstlendiği zamandan itibaren- olumlu ya da olumsuz etkisini diğer halklar üzerinde yaydı. Böylece çağa ayak uydurma standartları, Batı kültürü tarafından belirlenmeye başladı. Moderniteye ulaşma çabası, her ne kadar üstü kapalı bir şekilde dile getirilse de, aslında körü körüne Batılılaşma süreci şeklinde gelişti.
Hatta “Batılılaşma” bir hedef olarak üçüncü dünya ülkelerinin kalkınma planlarında yer aldı. Birçok ülke, Batı ve modern paradigmayı ayırt edemeyip bunları birbirine karıştırdı. Batı mirası, giderek evrensel bir nitelik kazanmış oldu.
Batı dünyası, 20.yüzyılda yakın çevresindeki kültürel iklimde muazzam bir akıma şahit oldu. Akımın sinyalleri kendini çoktan belli etmişti, ancak 20. yüzyılın başındaki o coşkun iyimserlik, yüzyılın sonlarına doğru tamamen silindi.
Batı, entelektüel geleneğinin köşe taşı olan felsefe zenginliğini kaybediyor, sürekli nükseden hastalıklardan kurtulan Batı teolojisi ise artık postmodernlik adıyla kendini gösteren geçiş döneminin yükünü kaldırmakta zorlanıyordu.
Kafa karışıklığı ve şüphecilik almış yürümüştü. Günümüzde sosyal ve beşeri bilimlerdeki metatorik tartışmalar da bu genel kopukluk halini yansıtmaktadır.
Batı’nın yaşamış olduğu kafa karışıklığını bugün onun kültürüyle, beslenmiş ve  beslenmeye çalışan toplumların tamamında fazlasıyla vardır. Asıl mesele bu toplumların bu girdaptan nasıl kurtulacakları meselesidir.