Bursa Hakimiyet

Çok partili sisteme geçiş kararı öncesinde siyasal yaşam

Türkiye’de çok partili sisteme geçiş toplumdan gelen hareketlerle ve baskılarla olmamıştır. Aslında çok partili sistem Osmanlı döneminde başlamıştır ama bizde bu çok yazılıp çizilmez. 
Parti ile devletin özdeşleştiği tek-parti rejiminde “Milli Şef” konumunda bulunan Cumhurbaşkanı İnönü tarafından 1945 yılı başlarında geçiş kararı verilmiş ve bu doğrultuda liberalleşme girişimlerine başlanmıştır. İnönü’nün kararındaki en önemli etken Sovyetler Birliği’nin tehdidine karşı Batılı devletlerin desteğini kazanmak gibi bir dış politika kaygısıdır.
İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçildiği 1938 Kasımı’ndan II. Dünya Savaşı’nın sonlarına kadar politik rejimde herhangi bir liberalleşme belirtisi görülmemektedir.
 26 Aralık 1938’de toplanan I. Olağanüstü Kurultay’da partinin otoriter yapısı daha da güçlendirilmiş ve bir tüzük değişikliğiyle “ Milli Şef” ilan edilen Cumhurbaşkanı İnönü, aynı zamanda “ Değişmez Genel Başkan” olarak kabul edilmiştir. Böylelikle, Avrupa’da hakim olan totaliter rejimlere benzeyecek bir biçimde yetkiler hem parti hem devlet başkanı olan tek kişide, Milli Şef’te toplanmıştır.
Bazı araştırmacılar, 1939 Mayısı’nda toplanan CHP kurultayında yapılan tüzük değişiklikleriyle Meclis içinde bir müstakil grup kurulması ve 1936’da birleştirilen parti ile hükümetin ayrılması doğrultusunda kararları demokrasiye geçiş niyetinin bir ifadesi olarak değerlendirilmiş ve bu değişikliklerin daha sonraki geçiş için olumlu bir zemin hazırladığını ileri sürmüşlerdir. 
Ancak yakından bakıldığında bu değişikliklerin liberalleşme doğrultusunda olmadığı, hatta tam tersine rejimin otoriter niteliğini güçlendirmeye yönelik olduğu görülmektedir.
Aslında 1931’den itibaren CHP bazı adaylıkları boş bırakarak CHP’li olmayan kişilerin de parlamentoya girmesine olanak tanımıştı. Müstakil grubun ise seçimlerden sonra partili milletvekilleri arasından Kurultay tarafından seçilmesi öngörülüyordu. 
Değişmez Genel Başkan’a bağlı olarak çalışacak 21 kişilik bu grubun işlevi de hükümeti “kontrol” olarak tanımlanmıştı. 
Böylelikle bağımsızlar partinin bir unsuru haline getirilerek eleştiri daha da kısıtlanmış oluyordu. 
Parti ile hükümetin ayrılması ve İnönü’nün 1939 ilkbaharında yaptığı bazı konuşmalarda “ halk idaresinin geliştirilmesi” gibi ifadeler kullanması da demokrasiye geçiş niyetinin bir işareti olarak değerlendirilemez.
Tek –parti rejiminde ilk liberalleşme işaretlerini 1944 başlarında görmek mümkün. Liberalleşme girişimlerinin hız kazanması, 1945 ilkbaharında San Francisko Konferansı öncesinde olmuştur. Batı’nın desteğine ihtiyaç duyan İnönü geçişin biçimini de belirlemeye çalışmıştır.( Tavsiye edilen kaynak: Türkiye’de  Politik Değişim ve Modernleşme. Dobra Yay.)