Bursa Hakimiyet

Ekonomi ve sermaye tartışmaları

Ekonomi tarihçileri zenginliğin paylaşılmasını hep merak edip tartışmışlardır. Ama bu alanda edebiyatçıların,psikologların vd.payı büyüktür. 
Marx’ın 19. yüzyılda inandığı gibi sermayenin kaçınılmaz olarak bir avuç zengin ve güç sahibinin elinde yoğunlaşmasına mı yol açıyor? Yoksa büyüme, rekabet ve teknik ilerlemenin dengeleyici güçleri, 20. yüzyılda Kuznest’in düşündüğü gibi, gelişmenin ileri evrelerinde eşitsizliklerin azalmasına ve ahenkli bir istikrara mı yol açıyor?
      Uzun süre boyunca, zenginliğin paylaşımı hakkındaki entelektüel ve politik tartışmalar gerçeklerden çok önyargılardan- zanlardan- beslenmişlerdir. Mesela Jane Austen ve Balzac’ın romanları başta olmak üzere bize, 1790-1830 döneminde İngiltere ve Fransa’daki zenginliğin paylaşımı konusunda tatmin edici portreler sunar. Bu iki romancı, kendi toplumlarındaki zenginlik hiyerarşisini yakından tanıyordu. Romancılar eşitsizliğin etkilerini gerçeğe yakın bir biçimde ve hiçbir istatistik ya da teorik analizin sahip olamayacağı bir çağrışım gücüyle tasvir etmişlerdir.
     İngiltere ve Fransa’da 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başında klasik ekonomi politik doğduğunda, paylaşım problemi zaten tüm analizlerin merkezinde yer alıyordu. Bu anlamda ciddi çalışmalar oldu ve eserler yazıldı.
     Thomas Maltus’a göre: Aşırı nüfus artışı en büyük tehditti. 1780’lerde Fransa nüfusu 30 milyona yaklaşmıştı. David Ricardo ve Karl Marx 19. yüzyılın en etkileyici ekonomistleriydi. Ricardo’ya göre asıl problem, toprağın fiyatı ve toprak rantının uzun vadede geçirdiği değişimdi. Marx da sanayici kapitalistler üzerine duruyordu. Marx 1867 yılında Kapital’in ilk cildini yayımladı. Ricardo yarım asır önce ilkeler esrini yayımlamıştı. Kapital’in ilk cildi yayınlandığında, ekonomik ve toplumsal gerçekler derinlemesine değişmiş durumdaydı.
     Mesele tarımın artan nüfusu besleyip belemeyeceği değil, sanayi kapitalizminin dinamiklerini anlamak meselesidir. Bu döneme dair en çarpıcı olgu, sanayi proletaryasının sefaletidir. Ücretler düşük çalışma süreleri uzundu. Kentler sefalet içindeydi. 1841’de Fransa’da sekiz yaşından, 1842’de İngiltere’de madenlerde 10 yaşından küçük çocukların çalışmasını yasaklayan     yasalar çıkmıştı ama çok şey değişmemişti. Bu yasa romancıların hayal gücünden doğdu.
      Ricardo gibi Marx da çalışmasını kapitalist sistemin kendi içindeki mantık çelişkilerinin üzerine kurdu. Ricardo’nun sermayenin fiyatı ve kıtlık prensibi üzerine geliştirdiği modeli temel alan Marx, sermayenin öncelikle toprağa dayalı değil, endüstriyel olduğu(makine,teçhizat vs) ve dolayısıyla prensipte sınırsızca birikebildiği bir dünyada sermayenin dinamiklerine dair bir analizle onu daha da ileri götürdü.