Bursa Hakimiyet

Endüstriyel ziraatın doğuşu

Yirminci yüzyılda ziraat, gerek ABD’de gerekse küresel çapta köklü değişiklikler geçirdi. Yirminci yüzyılın başlarında, ABD’deki en geniş demografik unsur kırsal kesimdi. 
O zamanlar ABD nüfusunun yüzde 50 den fazlası kırsal kesimde yaşıyor ve Amerika’nın işgücünün yüzde 41’i tarımsal üretimde istihdam ediliyordu.
Daha sonra endüstrileşme gerçekleşti. Ford’un Model- T’sinin, traktörün, zirai ilaçların ve diğer zirai teknolojilerin geliştirilmesiyle birlikte Amerika’yı yeni bir verimlilik heyecanı kapladı.
Yiyecek maddesi üretiminin 1820’lerdeki düzeyinin iki katına çıkması ancak bir asır sonra 1920’lerde mümkün olmuştu. 1920’lerdeki düzeyin iki katına çıkması için 30 yıl yetmiş, 1950 yılındaki düzeyin iki katına çıkması 15 yıl sürmüş, 1965 yılındaki düzeyin iki katına çıkması için ise 10 yıl yeterli gelmişti. Yiyecek maddesi üretimi, yiyecek maddelerine olan talep ve zirai alandaki endüstriyelleşmenin hızlanmasına paralel olarak görülmedik bir şekilde artmaya devam etti.
Gıda aktivisti Michael Pollan’ın ifadesiyle: Geçen asırda Amerikalı çiftçilerden ucuz ve bol kalori üretmeleri istendi ve onlar bunu gerçekleştirdi. Bu çiftçiler yeryüzünün en verimli insanları oldu. Iowa’daki bir tek çiftçi, artık 150 komşusunun besin ihtiyacını tek başına üretebiliyor. Bu gerçek modern bir mucizedir.
Bu süreç aslında hiç manasız değildir. BM’nin tahminlerine göre, 2050 yılına gelindiğinde (tahmin edilen nüfus artışının gerçekleşmesi durumunda) insanların gıda ihtiyacını karşılayabilmek için bugünkü gıda üretiminin bir misli artması gerekir. 
Fakat bu mucizevi bolluk, bazı dikkate değer neticeleri de beraberinde getirir. Bugün Amerika’nın merkez toprakları bomboş durumdadır. Amerikalıların ancak yüzde 17’si kırsal bölgelerde yaşamaktadır. Ayrıca verimlilik, daha az iş anlamına da gelmektedir: 
Bir tek çiftçinin 150 komşusunun yiyecek maddesi ihtiyacını temin edebilmesi, daha az çiftçiye ihtiyaç duyulacağı anlamına gelir haliyle. Bugün Amerika’da doğrudan tarımla meşgul olanlarının nüfusa oranı yüzde 2’nin altındadır.
Kalorinin sürekli ucuzlamasına karşın, yiyeceklerimizin besin değeri giderek azalmakta, gıdalarımız mısır bazlı şekere, soya bazlı yağa ve bol miktarda tuza boğulmaktadır. 
Şeker, mısır ve soya Amerika’ya özgü üç zirai üründür; hayvanlarımıza bu ürünler yediriliyor ve sofralarımıza bu ürünler konuyor.