Bursa Hakimiyet

Entelektüel tarihimizin gelişimini anlamak

Bu yazıyı bir kitap tavsiyesine ayırdım. Biraz olsun günlük olayların dışına çıkarak zihin dünyamızı oluşturan tarihi ve şahsiyetleri tanımak gelecekle ilgili tasavvurlarımızı bir nebze olsun bu anlamda kurabilmek. Kitap Dergah Yayınları’ndan çıktı. Kitabın müellifi Doç. Dr. M. Fatih Şeker. Türk Entelektüel Tarihinin Devri adlı bu kitap çok değerli bir çalışmanın ürünü.
“Türk entelektüel tarihinin teşekkül devri, zihniyet dünyamızda hayat felsefemizin yörüngesini belirleyen zaman dilimidir. İslâm tasavvurumuzun oluştuğu bu dönem, Horasan-Türkistan havzasının Müslümanlaşmasına paralel olarak derinleşir ve sonraki zamanların mayası olur.
Tefekkür hayatımızın sicil kayıtlarını toplayan Farabi ile Mâturidi’nin diktiği, İbn Sina, Yusuf Has Hacib ve Gazzali’nin suladığı geleneğimiz Horasan- Türkistan havzasında filizlenerek meyveye durur. Osmanlı coğrafyasında da kemâle erer. Maveraünnehir’de kök salarak Anadolu ve Rumeli’ye dolayısıyla da medeniyetimizin merkezi olan İstanbul’a dal budak salar. Düşünce alemimiz bu şekilde eskinin tazyiki altında şekillenerek kendisini bulur.
Farabi, İbn Sina ve Gazzali’nin hayatlarına Horasan- Türkistan hattında başlayıp İslam dünyasının entelektüel merkezi olarak görülebilecek yerlerde devam etmesi veya Hocazade Alaeddin Tusi ve Kemal Paşazade’nin şahsında tehâfüt geleneğinin Rumeli’ye doğru yayılan topraklarda yenilenmesi Türklerin geldiği güzergahla gittiği istikamete ışık tutabilecek mahiyettedir.”
“ Bir şeyin hakikati ve mahiyeti , bir şeyi o şey yapan husustur.” Muhtevayı şekil belirlediği, şekli de muhteva belirler. Nitekim Selçuklu Devleti’nin istikbali endişesiyle hayatının karardığını vurgulayan Horasanlı Gazzali, Müslümanlığın hamisi olarak Selçukluları görür.
Hilafeti muhafaza edecek vasıflarla cihada hayat verecek potansiyelin Türklerde mevcut olduğuna inanır. Böylece Maturidi, Kaşgarlı Mahmut, Yusuf Has Hacib, Râvendi, Nizam’ül Mülk, İbn Haldun, Eflaki Dede, Tursun Beg, Kemal Paşazade, İsmail Hakkı Bursevi ve Cevdet Paşa gibi Türklerin tarihi bir görevi olduğu inancını benimser.
Bu zaviyeden bakıldığında tarih boyunca Türk dünya görüşünü muhafaza eden Farabi, İbn Sina ve Yusuf Has Hacib’in hem nesebi hem de sebebi; Maturidi ile Gazzali’nin de sebebi asabiyet manasında Türk olması tesadüfi değildir, zira ırk sosyo- kültürel olarak bir aidiyet veya mensubiyet ifade eder.
Türkistan ve Rum ahalisi, nesebi değil sebebi asabiyet etrafında kendini bulur. Tanpınar’ın “millet denen şeyi kabile olmaktan kurtaran ve asıl zenginliğini veren şey biraz da bu karışımlar değil mi?” sorusu yerindedir.