Bursa Hakimiyet

İslam coğrafyasında bugün yaşananların ayak izleri

Batı dünyasında İslam’ın yeniden gündeme gelişi 1979 yılında “beklenmedik” bir şekilde patlak verip sonuçlanan İran “İslâm” ihtilaliyle başlar. Bu hem Batı, hem de İslam dünyası için eşzamanlı bir şok oldu. Çünkü bu ihtilali gerçekleştiren İslâm’ın Şii kolu, ne kendi tarihinde ne de dünya tarihinde o zamana kadar benzeri görülmedik bir biçimde bir ihtilâlin temel ideolojisini oluşturuyordu. Üstelik İran, yalnız kendi adına değil, bütün dünya Müslümanları adına konuşuyor ve mesajlarını bütün dünya Müslümanlarına yöneltiyordu.
İran tarafından yapılan böyle bir çıkış, Batı dünyasının siyasi ve entelektüel çevrelerde “İslam’ın yeniden dirilişi” olarak değerlendirildi ve Japonya’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne varıncaya kadar, gizli haber alma örgütleri, üniversiteler ve araştırma enstitüleri çok yoğun bir şekilde oryantalizmin tersine klasik İslam’ı değil, yaşanmakta olan İslam’ı siyasal, ideolojik, sosyolojik, psikolojik ve antropolojik açılardan -Türkiye de dahil bütün İslam dünyası genelinde yarı tedirginlik yarı merak duyguları içinde incelemeye başladılar. 1980’li yıllar içinde yığınla münferit ve kolektif araştırma yayımlandı. 2000’lere doğru bu yoğun yayın furyasını kesti. Prof.Dr. Ahmet Yaşar Ocak.
1980’lerde Afganistan’ın Ruslar tarafından işgali ve İran “İslam” ihtilalinin ortaya koyduğu yeni gündem sebebiyle hiç şüphesiz göze batan şey İslam’ın siyasal boyutu, yani “İslami rejim meselesidir.” İran “İslam” ihtilali gerek Batı’ya gerekse İslam dünyasına İslam’ı her şeyden önce bir siyasal rejim olarak sundu.
Bu siyasal boyut yalnız Türkiye’de değil, bütün İslam ülkelerinde öne çıkmış ve İslamcı aydınlar içinde bu konularla uğraşan Batılı araştırmacıların literatüründe ortak bir terim olan “fundamentalist” “entegrist” yahut “radikal İslamcı” terimleriyle nitelendirilen yeni bir İslamcı grubu doğurmuştur. Türkiye’nin İran’la olan tarihsel ilişkilerine biraz vakıf Müslüman aydınlar tarafından bütün bu gelişmeler ihtiyatla karşılandılar. Kimi insanlar ihtilali ABD’ye karşı yapılmış olarak algıladılar ve sırf bu nedenle ihtilale sempati ile yaklaştılar.
“ İslam rejimi” gibi, tarihte ve bugün birbirinden çok farklı nitelikler gösteren izafi ve kaypak bir meselenin bu surette ağırlıklı olarak gündeme sokulması, öncelikli olarak üzerinde durulması gereken, İslam’ın sosyal, bilimsel, fikri ve kültürel muhtevasıyla alakalı daha önemli meselelerin geri plana itilmesi gibi büyük bir yanlışın kapısını açtı.