Bursa Hakimiyet

Kütüphanedeki kütüphane- İsmail Sâib Sencer (1871- 1940)

Ana babası olmayan kimselere öksüz ve yetim denildiğini biliyorsunuz. Oysa eski büyük zatlara göre asıl öksüz, gerçek yetim konuşacak, dertleşecek, içini dökecek akrânı bulunmayan kimsedir. Hiç tereddüt etmeden söyleyelim ki, bu hüküm ilim, kültür ve sanat dünyası için de söz konusudur. Sorularını cevaplandıracak, müşküllerini çözecek, kafasını ve gönlünü aydınlatacak âlim, mürşit, sanatkar bulamayan kimse de boynu bükük yetimden, melûl mahzun bakışlarıyla insanın içini parçalayan öksüzden farklı değildir.
 Merhum Prof.Dr. Mehmet Çavuşoğlu, hocası Ali Nihat Tarlan’dan bahsettiği bir yazısında sözü bu konuya getiriyor, bir de örnek veriyor:
 Eski kültürümüzün önemli isimlerinden Abdülbâki Gölpınarlı, bir gün üniversite kütüphanesine gidiyor. Kütüphanenin o zamanki müdürü ve hafız-ı kütübü Nureddin Kalkandelen ile bir süre dertleşiyor. Neden sonra “Müşküllerimizi halledecek adam kalmadı. Ben bunu kimden sorayım?” diye söylenmeye başlıyor. Hoca’nın bu telaşlı halini gören Çavuşoğlu,” Efendim, yine ne oldu?” demekten kendini alamıyor. Abdülbaki Gölpınarlı o günlerde Şeyh Bedreddin’in  Varidat’ını, Şehülislam Musa Kazım Efendi’nin tercümesiyle karşılaştırarak Türkçe’ye çeviriyordu. Takıldığı bir kelimenin ne manaya geldiğini anlamak için adeta çırpınıyor, “Şimdi İsmail Saib Hoca sağ olsaydı, gidip ona sorardım, bu kültürü batırdılar, ben şimdi kime sorayım?” adeta feveran ediyordu.
 Derin Hoca
 İsmail Saib Sencer Hoca’ya ilmi bir mesele sormak, tarihin derinliklerinde adı sanı unutulan herhangi bir şahsiyetin biyografisini öğrenmek, kültür hazinesinin çoktan nisyana terk edilen malzemelerini tekrar gün ışığına çıkarmak için müracaatta bulunanlar, onun huzurundan dünyanın en bahtiyar insanları olarak ayrılıyorlardı. Hazret kendisine tevcih edilen soruları efradını cami, ağyarını mani cevaplandırıyor, ariz ve amik izahlarda bulunuyor, kafaları aydınlatıyor, gönülleri nurlandırıyordu. Asrımızın en büyük kitabiyat bilgini kabul edilen hazret, yüzyıllar önce kaleme alınan Arapça bir yazmanın, bir vesilesiyle yırtılan ve kaybolan eksik sayfalarını kafasından yazdırıyor, bu kitap sağlam olan ikinci nüshayla karşılaştırılınca hocanın yazdıklarının hepsinin doğru olduğu anlaşılıyordu.
 İsmail Saib Hoca, selefleri olan bazı Osmanlı alimleri gibi çok yönlü bir şahsiyetti. Çiçekten çiçeğe konarak insanlara dünyanın en güzel gıdasını takdim eden balarısı gibi o da engin bilgisini vermenin zevkini yaşıyordu.