Bursa Hakimiyet

Manzara mimarlığı şehirleşme

1978 yılında kaleme alınan bir makale,’manzara mimarlığı’ başlığını taşıdığı için yazıyı merak ettim. Manzara mimarlığı ne demek diye. Peyzaj olabilir diye ümit etmiştim ama değil. Yazıda hızlı şehirleşmenin doğurduğu tarihi ve kültürel kayıpların üzerinde duruluyor. Ve Batı ülkeleriyle mukayese yapıyor.
“Bizim birbiri ardından kaybedilmeye başlayan tarihi şehirlerimiz, inanılması güç bir ilgisizlikle kendi haline terk edilmiş gibidir. Başta İstanbul olmak üzere, Edirne, Bursa, Konya, Kayseri, Niğde, Sivas, Erzurum, Tokat, Diyarbakır, Mardin ve daha birçok şehirlerimizin, ayrı ayrı kendi meseleleri yanında, hepsinde değişmeyen müşterek nokta, bunların henüz kısmen ayakta durmasına rağmen, günden güne varlıkları tehlikeye düşen külliyeleri, camileri, minareleri, türbeleri, tekkeleri, han, hamam gibi abideleri, eski evleriyle, kendine has şehir tablolarıdır.
Buralarda gösterişli büyük abidelerin korunması belki düşünülmüştür. Fakat yalnız büyük abideleri bir dereceye kadar dikkate alıp, çevresindekileri gözden çıkarmak değil, bütün karakteristik şehir profilinin, çehresinin kurtarılması en önemli problemdir.” Yazar devamla; “mesela bu abide eskiden külliye olarak düşünülmüştür sonradan külliyenin esası bozularak yavaş yavaş camiden gayrı binalar ortadan kaldırılmaya başlanmıştır. Bizdeki tahribatı anlatıyor.
Almanya’da eski bina cephelerinin arkasında büyük mağazalar ilk yapıldığı zaman alay konusu olmuştu. Fakat Polonyalılar, Vaeşova’nın son savaşlarda yıkılan bölümlerinin, Canaletto’nun tabloları, eski fotoğraflar, planlar ve desenlere göre rekorstrüksiyonlarını başarı ile gerçekleştirince saygı uyandırdılar. Ondan sonra rekonstrüksiyon artık alayla karşılanmadı.
Bugün eski eserler konusunda, eski konaklar ve evler topluluğunu olduğu gibi korumak hatta gerekirse başka yerlerden sökülerek eski evleri bir araya getirerek yeni bölgeler yaratmak gibi bir anlayış hakim olmuştur. İngilizler Londra’da ve diğer şehirlerde bunu büyük başarıyla gerçekleştirmişlerdir.