Bursa Hakimiyet

Önce dinsiz sonra dindar diye suçlanan padişah

Osmanlı devletinin zorlu yıllarına liderlik eden II. Abdülhamit Han, şahsiyeti ve politik kararlarıyla ağır eleştirilere maruz kaldı. Halen süren tartışmalar ise ince siyasetinin hakkıyla anlaşılmasını engelledi.
Yerli ve yabancı muhalifleri tarafından yaratılan  II. Abdülhamit imajı ilginç bir evrim geçirmiştir. 1894-96 Ermeni olaylarına kadar muhalifleri Sultan’ı otoriteleşme ve anayasal rejime son verme zemininde eleştirip bir “ keyfi otokrat”  tablosu çizmişlerdi. Daha sonra Batı kamuoyunda oluşan ve kendisinin “Kızıl Sultan”lâkabıyla yaftalanmasıyla sonuçlanan süreçte ise II. Abdülhamit bir otokrat olmanın ötesinde totaliter, planlı katliamlar ve insan haklarının pervasızca çiğnenmesine müsaade eden bir lider olarak tanıtılmıştır.(Bugün Türkiye hükümetinin ve Cumhurbaşkanı’nın içeride ve dışarıda aynı gerekçelerle karalandığını görüyoruz.)
Jön Türkler olarak adlandırılan yerli muhalifleri ise yabancı dildeki yayınlarında benzer temalar kullanmalarına karşılık Türkçe ve Arapça neşriyatlarında  II. Abdülhamid’i “ dinsiz padişah ve “ Çağdaş Yezid” diye resmettiler. Bu imaj Sultan’ı tam tersine fazla “dindar” bulan gayrimüslim anâsırına kötü davranmak ve Panislamizm yapmakla suçlayan Batı kamuoyunda revaç bulamayacağı için münhasıran yerel kullanıma sokulmuştur.
Inkilâb-ı Azim sonrasında İttihat ve Terakki cemiyetinin evvelce planladığının tersine Sultan tahtta kalınca bu anlamda önemli bir değişikliğe gidilerek ülkenin ihtilal öncesi düştüğü durumun sorumlusu olarak Sultan’ın çevresindeki danışman ve kötü niyetli devlet adamları gösterilmiş ve ona yönelik eleştiriler, istisnai çıkışlar dışında, bıçakla kesilmiş gibi durmuştur. Bu durum 31 Mart olayı sonrasında  Sultan’ın tahttan indirilmesine kadar sürmüştür.
II.Abdülhamit’in hâl fetvasında:” bazı dini meseleleri şer’i kitaplardan çıkardığı ve söz konusu kitapları yasaklatıp yaktırdığı” suçlaması yapılmıştır. Bu durum Jön Türk neşriyatı ile benzerlik gösterirse de gerçekte tahttan indirilme kararına dini meşruiyet kazandırma amacının neticesidir. 
1909 sonrasında II. Abdülhamit tam tersine “irticayı körüklemekle itham edilmiş, Erken Cumhuriyet dönemi de miras aldığı bu imajı geliştirmiştir. Bu yeni imaj “dinsiz” olmak bir yana Ebu’l Huda- el Sayyadi benzeri danışmanlarının da etkisiyle “dindarlığı fanatizme vardıran”, bu nedenle de “irticayı destekleyen,”medeniyet düşmanı”,” gerici” bir sultandır. Bu imajla sultan “din”i ön plana çıkararak Türklüğü ve milleti ikinci plana atan bir lider olarak resmedilmiştir.
Derin tarih. M.Şükrü Hanioğlu. Sayı 35.