Bursa Hakimiyet

Ortadoğu kadim medeniyetlerin bölgesi

Ortadoğu, dünyanın en eski medeniyetlerinin beşiğidir. Mısır, Mezopotamya, Anadolu ve Pers medeniyetleri bu bölgede kurulmuş gelişmiştir. Aslında Ortadoğu kavramı siyasi bir kavramdır ama ne yazık ki, bölgeyi bu kavramın dışında tanımlayabilmek şimdilik zor görünüyor.
Bölge bugün dünya nüfusunun ¼’nün mensup olduğu dinlerin (Yahudilik- Hırıstiyanlık ve İslamlık) doğup geliştiği bir bölgedir. 
Tabiatıyla bugün dünya nüfusunun her dört kişiden üçünün bölge ile dini bağları vardır. Bu nedenle Ortadoğu’da dinin, petrolden daha az değerli olduğunu söyleyemeyiz. Bu bölgede gelişen siyaset, devlet yapısı, bilim, felsefe ve din, kuşak ülkeler taşınmış, burada doğan büyük güçler ve felsefeler modern dünyanın esasını teşkil etmiştir.
Tarih boyunca Ortadoğu’nun paylaşılamayan veya, hakim olunmak istenen bölge olmasının altında yatan budur. Milattan önceki dönemlerde Pers-Mısır, Roma- Mısır çekişmelerinin temeli bölgenin stratejik ve dini önemidir. Milattan sonra 600. yüzyılda bölge İslam’la yeni bir kültürel kimliğe büründü. Artık Ortadoğu sadece bir iktisadi ve stratejik bir havza olmaktan öte, farklı bir kimliği temsil ediyordu; artık Ortadoğu “öteki”ydi.
Yüzyıllar süren Haçlı Seferleri’nin sosyo-psikolojik temelinde “öteki”ne karşı bitip tükenmeyen bir hınç vardı. Orta çağlardan itibaren iki dünya vardır: Doğu ve Batı. Yani Hırıstiyanlık temeline dayanan ve eski Roma idealiyle beslenen Batı ve onlardan olmayan, onların dışında İslam,Budist, Arap, Çin, Hint ve diğer Asya kültürleri, o dönem dünyasının tarafları oldular.
Yeni çağla başlayan sömürgecilik hareketleri, yüzyıllar devam etti ve etmektedir. Bu sömürgecilik hareketlerinin hedefi de çoğunlukla Doğu olmuştur. Batı’nın dini ve felsefi esaslarına göre, bu sömürü gayet normaldi.
 Çünkü kendileri üstün ırka sahiptiler. Dünyadaki bütün doğrular Batı’nın değer yargılarından ibaretti, dünyanın merkezi  Batı’ydı.
Dolayısıyla bugün bu coğrafyada yaşanan çatışmalar, ölümler, parçalanmalar, insanlık dışı işkenceler Batı’nın üstünlük kompleksine dayalı olarak güttüğü sömürü politikalarından kaynaklanıyor. Batı, bir   taraftan bu ülkelerde demokrasi yok derken diğer taraftan her türlü demokratik taleplerin önünü kesmektedir. Şüphesiz bunun bir anlamı olmalı.