Bursa Hakimiyet

Şehir dediğin

Herkesin yaşamak istediği bir şehir tasavvuru vardır. Bu tasavvur yaşla, görgüyle, seyahatle ilişkilendirilebilir muhakkak. 
Kimi yeşillikler içinde, birbirini boğmayan iki üç katlı binalardan oluşan cadde ve sokakları sakin, ferah mekanlar, asude evlerden oluşan bir şehir ister. Kimileri her tarafı alışveriş merkezleriyle dolu, yüksek binaları olan,  cadde ve sokaklarından motorlu araçların sel gibi aktığı gürültülü keşmekeş içinde bir şehirden hoşlanabilir. İnsan bu. En iyi ile en kötüyü yan yana tutmayı denemekten usanmaz.
Bir şehir ki, insanı tabiattan, ağaçtan, meyveden, sebzeden, topraktan, iğde kokusundan, kelebek uçuşundan, kuş sesinden, çimenden-çiçekten, böcekten insanı koparmamıştır. Ve bir şehir ki insanı içinde mahkum eder. Onu tabiattan koparır. Kendini bu şehre kaptıran insan motor sesinden etkilenmez ama bir horoz ötüşünden, bir köpek havlamasından hiç hazzetmez, müşteki olur.
Almanya’da bir şehir: Freiburg. Yeşillikler içinde, birbirini boğmayan, ferah mekanlar, asude evler. Çocukların horozlardan korkmadığı, insanların horoz sesinden rahatsız olmadığı, kelebeklerin rengarenk uçuştuğu bir şehir Freiburg.
Bu şehir nasıl böyle korunmuş bakın: II. Dünya Savaşı’nda yerle bir olmuş. Ama şehir halkı bir şehir kültürüne sahip, kendi şehrine( hatıralarına) bağlı. Hiç başka bir şey düşünmemişler. El ele verip eski şehirlerini yeniden inşa etmişler. İşte buna tarih şuuru, mirasa sahiplik, incelik ve insanlık derler. Hiçbir yer kapanın elinde kalıp ranta dönüşmemiş. Almanlar zaten şehirlerin nüfusunu kontrol eder, nüfus baskısı ile özelliğini kaybetmesini istemez.( Mustafa Kutlu-Dergah Yay.)
Almanya demokrasi ile idare olunan bir ülke. Ama başta bizde olduğu gibi isteyen istediği saatte yerleşmek üzere bir şehirden bir şehre veya bir beldeden bir beldeye gidemiyor. Bir şehirde hatırası olmayanlar o şehrin korunmasında emek vermezler. Bu dünyanın her yerinde geçerlidir. Şehirleri huzurlu veya huzursuz hale getiren insandır. Şehirler yaşam kalitesini de belirler.