Bursa Hakimiyet

Şiirimiz uygarlığımız

Divan şiiri, İslam uygarlığının şiiriydi. Arap ve Fars şiiriyle, ortak yönü vardı ama tam anlamıyla bize ait, özgün bir şiirdi. Bâki, Fuzuli, Nâbi, Nedim, Şeyh Galip gibi çok sayıda şairin varlığı, bunun en belirgin örnekleridir.
      Tanzimat, zihinsel dünyamıza yeni ufuklar açmıştı. Batı, ideal uygarlığı temsil ediyordu artık. Biz kaybediyorduk. Bu kaçış neredeyse hayatımızın bütününü kuşatmıştı. Dönemin şairleri, değişimin öncülüğü görevini şiir alanında üstlendiler. Bu nedenle Tanzimat şiiri, kişiliğini bulamamış bir şiir olarak tarihe geçer. Çünkü geleneksel şiirden kopuş olamadığı gibi Batılı şiire de vukufiyet olamadı.  Abdülhak Hamid,(1852-1937) dışında bu çizgiyi sürdürenler tamamen başarısızdır.
       Tanzimat aydın ve sanatçıları, değerler bağlamında Batı’ya bağlılığı, özentiyi öyle abarttılar ki, Tanzimat şiirinin kurucularından biri olan Ziya Paşa( 1825-1880) bile bu durumdan yakınmıştır. Türk şiirinde gerçek Batılılaşma, Servet-i Fünûn hareketiyle gerçekleşti. Servet-i Fünun dergisinin yönetimi Tevfik Fikret tarafından üstlenmişti. Artık Türk şiiri, Fransız şiirinin Türkçe yazılan bir uzantısından kötü bir kopyasından başka bir şey değildi. Fikret (1867-1915) ve Cenap (1870-1934) bu şiir içinde öne çıkan isimler oldu.
         Mehmet Akif(1873-1936) gerçek Türk şiirini kuramasa da, böyle bir kuruluşa yol gösterecek nitelikte bir şiir koydu ortaya. Ahmet Haşim( 1885-1933) Batılı anlamda saf bir şiir peşinde koşmuş ve kişisel yeteneğiyle kendine özgü bir şiir kurabilmiştir. Yahya Kemal’in (1884-1958)şiirde izlediği yol Batı temeller üzerinde olsa da, getirdiği tarihsel perspektifle, Akif gibi, kurulacak bir Türk şiirinin önemli bir şairidir.
         Mehmet Akif, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal şiiri etkisini sürdürmekle birlikte, hece ölçüsünü temel alan yeni bir şiirin temelleri de bu dönemde atılmış oldu. Etkisi 1940’lara kadar süren bu oluşumun merkezinde Ahmet Hamdi (1901-1962), Ahmet Kutsi (1901-1967) Necip Fazıl(1905-1983) gibi şairler yer alıyordu. Aynı dönemde Batılı çizgiyi sürdürmekle birlikte ortaya koydukları şiirle anılmayı hak eden iki kişi daha var: Nazım Hikmet(1902-1963), Ahmet Muhip (1909-1980). Nazım Hikmet sanat görüşünü benimsediği Rus şairi Mayakovski’yi izleyerek serbest türde şiirler yazdı. Ahmet Muhip ise, heceyle yazdığı şiirde, insanın günlük hayatını işledi. Şiir tarihimizin ikinci büyük tarihsel dönemecini Sezai Karakoç oluşturur.