Bursa Hakimiyet

Son bulan medeniyet

İspanya’da 800 sene hüküm süren Endülüs Devlet’inden bugüne birkaç saray ve bina kaldı ama Endülüs uygarlığının sanatı ve felsefesi güneybatı Avrupa’yı hala etkiliyor. Büyük sarayın duvarındaki “La Galibe İllallah”, yani “Allah’tan başka galip yoktur” sözü de yerinde duruyor.
Müslümanlar İberya yarımadasında 800 yıl kaldılar. O sırada “Endülüs” adını taşıyan İspanya, İslam toprağıydı. Ülkenin eski sahipleri savaşta Kuzey’e, Asturias dağlarına sürülmüşlerdi. Sekiz asır sonra geri gelerek “ Reconguista” adı altında İspanya’yı geri aldılar.
O çağda Arap siyasi gücünün merkezi olan Suriye, Abbasi iktidarının eline geçtikten sonra İspanyol toprağında devam eden Emevi saltanatının bu ülkeye parlak bir uygarlık getirdiği görülmektedir. Müslümanlar başta Elhamra Sarayı olmak üzere, Kurtuba camii, Medinet el Zehra, Saragosa camii, Almeira ve Malaga kaleleri, Real Manastırı, Alkazar Sarayı, Sevilla Kulesi ve Toledo Çeşmesi gibi eserleri inşa ettiler. 
Latin tarihinin gururla andığı İbni Rüşt, Meymunides ve İbni Bace gibi filozoflar burada yetişti. “Tıbb-ı Nebevi” kavramı güneybatı Fransa’daki tıp çevrelerinde ve üniversitelerde etkisini gösterdi. Bu alanda bugün dahi izleri görülen bir “İslami tıp” ekolü doğdu.
Endülüs felsefesi de çok ileri bir noktadaydı. Latinler’in “Avveroes” adını taktıkları 1126 doğumlu İbn Rüşt, bu alanda önde geliyordu. Felsefe tarihçileri dünyanın yaradılış ve yaşamın sırlarını çözme yolunda pek ileri noktalara varan İbni Rüşt’ün, Fransız Rene Descartes’i etkilediğini yazarlar.
Endülüs uygarlığı temelde maddi bir uygarlıktı. Bir dine dayalı ancak daha çok dünyaya dönüktü. Teknolojide çağına göre başarılıydı. İspanya’da inşa ettikleri su kanalları asırlarca bölgelerin su ihtiyacını karşılamıştı. 
Endüstri ileriydi, özellikle de tekstilde büyük aşamalar kaydedilmişti. Yaşam biçimleri farklıydı. Mutfakları renkliydi. Endülüs Emevi Uygarlığı, 1492’de son buldu. Kral Ferdinand ve Kraliçe İsabella, İspanya’da Müslümanların elinde kalan Granada’ya bir sefer düzenlediler ve 1492’de Granada teslim oldu.
Bu kadar basit değil elbette Granada’n düşmesi. Bu anlamda Endülüs tarihi en acı olayların, insan katlinin, ihanetin, iç çekişmelerin tarihidir.
Hükümdar bir sabah ailesi ve yakınlarıyla sarayı terk etti. Çıktığı tepeden sarayına son bir defa baktı ve derin bir “Aaah!” çekti. Bugün bu tepe “Arabın son ah tepesi” adını taşıyor.(Nezih Uzel Tarih Dergisi)