Bursa Hakimiyet

Sosyalizm, memur diktası güdümlü ekonomi

Sosyalizm, 19. yüzyılın başlarında siyasi bir inanç olarak şekillendi. Sosyalizm, sanayi kapitalizminin ortaya çıkışına karşı bir tepki olarak gelişti. 
Önceleri fabrika üretiminin yaygınlaşmasının tehdit ettiği esnaf ve zanaatkarların çıkarlarını dile getirdi; ancak bundan kısa bir müddet sonra büyüyen sanayi işçi sınıfıyla, yani erken sanayileşme döneminin “ fabrika yemiy”le bağlantılı hale geldi.
İlk biçimleriyle sosyalizm köktenci, ütopyacı ve devrimci karakter taşımaya eğilimliydi. Hedefi piyasa müdahalesine dayalı kapitalist ekonomiyi kaldırmak ve yerine nitelik bakımından ondan farklı olan ve genellikle ortak mülkiyet ilkesi üzerine bina edilen sosyalist toplumu koymaktı. Sosyalizmin bu şeklinin en etkili temsilcisi, fikirleri 20. yüzyıl komünizmi için temel oluşturan Karl Marks’tı.
20. yüzyılın büyük bölümünde sosyalist hareket iki rakip kampa ayrıldı. Lenin ve Bolşevikler örneğini izleyen devrimci sosyalistler kendilerini komünist olarak adlandırırken, bir tür anayasal politikayı izleyen reformist sosyalistler, gittikçe daha fazla sosyal demokrasi olarak adlandırılacak bir yolu benimsediler. 
Bu rekabet sadece sosyalizme ulaşmak için en uygun araçların neler olduğu konusunda değil, aynı zamanda sosyalist hedefin kendisinin gerçekte ne olduğu konusunda da odaklanıyordu.
       Sosyal demokratlar ortak mülkiyet ve planlama gibi fundamentalist ilkelere sırtlarını döndüler ve sosyalizme refah devleti, yeniden dağıtım ve iktisadi yönetim anlamında yeniden şekil verdiler. Bununla beraber sosyalizmin her iki biçimi de 20. yüzyılın sonlarında, kimilerini; sosyalizmin ölümünü post sosyalist toplumun doğuşunu ilan etmeye teşvik eden bir krize girdi.
       Bu süreçteki en dramatik hadise, 1989-91 yılları arasındaki Doğu Avrupa devrimlerinin beraberinde getirdiği komünizmin çöküşüydü; ama sosyal demokrasi de geleneksel ilkeleri bakımından sürekli bir gerileme içindeydi ve bu yüzden bazıları onun artık modern liberalizmden ayırt edilemediğini öne sürecekti…