Bursa Hakimiyet

Tek medeniyet vardır dediler…

Hocaların hocası Kemal Karpat: Osmanlı kendine mahsus bir modernleşme yolu arıyor. Bu yol II. Abdülhamid zamanında tartışılmaya başlanıyor. Ancak bu arada çok daha önemli bir şey oluyor; Yeni bir “millet” doğuyor. İşte bu “millet” bugünkü Türkiye’dir.
Osmanlı modernleşmesinde iki kavram var diyor Hoca: Biri modernleşme, diğeri değişme. Toplumsal değişme Osmanlı’nın kuruluşundan hemen sonra başlamış, sonra da bizzat kendi içinden gelen güçlerle, baskılarla devam etmiştir. Çünkü toplumlar dinamiktir ve durmadan değişirler. Değişme devamlıdır, modernite ise başka bir şeydir. Modernite, Avrupa’yı model alarak değişmeyi getirmektir. Bunun sağı solu yok. Buna ister modernleşme deyin, ister medeniyet deyin…
Tek medeniyet vardır dediler 20. yüzyılda; o da Batı medeniyeti. Neden Batı ? Bilhassa 17. ve 18. yüzyıllarda Batı’da olgunlaşan değişim Batı için bir modernleşme söz konusu değildi. O modernleşmeyi hazırlayan unsurlar var. Rönesans, Reform. 16.yüzyılda Protestanlığın ortaya çıkması vs. Nihayet kapitalizm var ki, o da geniş çapta Amerika’nın keşfedilmesiyle sermaye birikiminin meydana gelmesidir. Amerika’dan sermaye birikimi oluyor ve yavaş yavaş bildiğimiz kapitalizme geçiliyor.
İlk defa Avrupa’ya, Avrupa’yı tanımak için Namık Kemal, Ziya Paşa vs. gider. 19.yüzyıldan önce Avrupa’ya gidenler, Avrupa’dan bir şey almadan dönmüşlerdir. Çünkü Osmanlı o zaman kendi benliğine güvenerek hareket ediyordu. Bu isimler gitmişlerdi ama Avrupa’yı taklit etmemiş, oradan ilham almış ve etkilenmişlerdir, tarih ve devletlerinin de bilincindedirler. Çünkü bunlar Osmanlı orta sınıfının ilk temsilcileridir. O halde Osmanlı bilerek veya bilmeyerek kendine mahsus bir modernleşme meydana getiriyor. Fakat unutmamak gerekir ki, burada Osmanlı ile Batı’yı birleştiren, bir yerde kapitalizmin doğurduğu bir orta sınıf var. Bu orta sınıfın kültürü, dini ayrıdır. Fakat çıkarları, düşünce tarzı birbirine yakındır. Bunun temeli menfaattir. Sonunda Osmanlı yavaş yavaş kendine mahsus bir modernleşme yolu arıyor. Bu yol II. Abdülhamid zamanında tartışılmaya başlanıyor. Ancak bu arada çok daha önemli bir şey oluyor: Yeni bir “millet doğuyor. İşte bu “millet” bugünkü Türkiye’dir.
(Kaynak- Kemal Karpat- Derin Tarih sayı 39)