Bursa Hakimiyet

Toplum ve su

Her toplumun refah ve sağlığı elindeki temiz suya bağlıdır. İnsanların yirminci yüzyıl sonunda kullandıkları temiz su miktarı, tarihteki bütün miktarları fazlasıyla aşmıştır.
Dünyanın zengin kentleri 1920’ler itibarıyla sakinlerine güvenli içme suyu sağlayabilmeye başlamışlardır ama bu durum Asya, Afrika ve Latin Amerika’da ya çok az gerçekleşmiş ya da hiç gerçekleşmemiştir. Sömürge kentlerinde, Şanghay, Kampala ve Cezayir’de görüldüğü üzere, kentin değil, genellikle sadece Avrupalı semtlerine su arıtma ve kanalizasyon sistemleri kurulmuştur. 1980’lerde dünya nüfusunun yarısının elinde herhangi bir atık su tesisi bulunmuyordu ve pek çok kent sakininin kanalizasyon bağlantısı yoktu.
Yirminci yüzyılda sanayi bölgelerindeki nehirler ve iç denizlere biyolojik ve kimyasal atıklardan oluşan zehirli boşaltımlar yapılmıştır. Hindistan’daki Ganj Nehri, 1990 yılı itibarıyla yıllık 70 milyon insanın atığına ilaveten tonlarca yakılmış insan kalıntısı, kabaca 60.000 hayvan leşi, sanayi atıkları ve suni gübreden gelen fosfor taşımıştır.
Öte yandan Almanya’daki Ren Nehri’nde II. Dünya Savaşı sonrasında başlayan temizleme çabaları, somonların tekrar ortaya çıkmasına yetecek ölçüde başarıya ulaşmıştır. 1975’ten sonra, Arnavutluk haricinde bütün Akdeniz ülkeleri, Birleşmiş Milletler Çevre Programı altında, Akdeniz Eylem Planı adlı bir çalışma çerçevesinde denize yönelik atıklarının yönetimi için toplanmışlardır. Böyle bir plan devreye sokulmasaydı kirlilik çok daha fazla artmış olacaktı.
Okyanuslar, büyüklükleri itibarıyla uzun süre kirliliğe bağışık görünmüşlerdir ama bu durum da artık geçerli değildir. 1992 yılında yapılan bir araştırma plastiklerin, kıyı kirliliğinin yüzde altmışını oluşturduğunu göstermiştir. Bugünkü raporlar ise okyanus tabanına yayıldıklarını ve suyun hareketi sayesinde denizin ve sakinlerinin moleküllerine karıştıklarını göstermektedir. Yükselen cıva seviyeleri, büyük balıkları insan tüketiminde tehlikeli kılmaktadır. Eskiden yoksulları besleyen balıklar artık zenginleri beslemektedir.
2002’de tüketilen toplam balığın üçte biri kıyılardaki sulak arazilerde kurulan çiftliklerde yetiştirilmiştir ancak balık çiftlikleri sulak arazilere zarar vermekte, suya gıda atıkları ve antibiyotikler katışmakta, virüsler yayılmakta ve yetiştirilmiş türlerin vahşi ortama kaçışları söz konusu olmaktadır.
Daha önemlisi ve tehlikelisi de yeraltı sularının hızla kaybolmasıdır. California merkez vadisinde yeraltı sularında yılda ortalama bir kilometreküplük kayıp yaşanmaktadır. Ortabatı ABD’deki sulamayı sağlayan yeraltı sularında kayıp, yıllık ortalama 12 kilometreküpe ulaşmıştır. Tekstil şehri Bursa’da bir ölçüm yapılırsa karşımıza ne çıkar, hiç merak ettiniz mi?