Bursa Hakimiyet

Ülkeler ve düşmanlar

XX. yüzyılın en önemli politik olayı, demokratik rejimler ile totaliter rejimlerin karşı karşıya gelmesidir; totaliter rejimler demokratik rejimlerin yanlışlarının düzelticisi olarak kendilerini ortaya koymuşlardır.
İkinci Dünya Savaşı’ndan, altmış milyon ölümden ve sayısız ıstıraptan sorumlu olan bu çatışma, demokrasinin zaferiyle son bulmuştur. Nazizm 1945’te yenilgiye uğramış, Komünizm Kasım 1989’da yıkılmıştır. Berlin Duvarı’nın yıkılması nihai sonu sergilemektedir.
Totaliter tehdidin yeniden baş göstermesi yakın bir gelecekte beklenmemektedir. Dünyada birçok ülkenin komünist ideolojiyi benimsediklerini ilan etmeye devam ettikleri doğrudur ancak bunlar artık bir tehdit olarak algılanmıyor, daha ziyade uzun süre ayakta kalamayacak olan çağdaş rejimler olarak algılanıyor. Bunların arasında tek büyük güç Çin de artık otoriter rejimin “ideal tipi”ni yansıtmıyor. Gözlemciler açısından Çin daha ziyade komünist retoriğin baskıcı merkezi yönetimin ve Sovyetik veya Maoist komünist komünizmin döneminde tahayyül bile edilemeyecek şekilde dış dünyaya açılımı ve bireylerin zenginleşmesini sağlayan, hatta kolaylaştıran piyasa ekonomisinin çarpık bir karması olarak ortaya çıkmaktadır. Öngörülebilir bir gelecekte Çin’in Batılı demokrasilere karşı askeri bir saldırısı pek ihtimal dahilinde değildir. Soğuk savaşın sona ermesi, komünist tehdidin ortadan kalktığını teyit etmiştir.
İyi ama düşmansız sömürü nasıl olacaktı? XXI. yüzyılın başında, etkili birkaç siyaset bilimcinin birbiriyle bağlantılı tavırlar ve ABD’ye karşı 11 Eylül 2001 saldırısı çerçevesinde, eski dünyanın yeni bir düşmanın, yani başta ABD olmak üzere bütün demokrasilere karşı kutsal savaşa çağıran köktendinci İslamcılığın aldığı kabul edilebilir. Bu algı örgütleriyle birlikte başta ABD tarafından yaratılmıştır tezi çok mu yanlış olur? Her şeyden önce ikiz kulelerin perde arkası tam anlamıyla anlaşılamamıştır.
New York’taki kulelere yapılan tek seferlik saldırı ile, yıllarca süren, yüz binlerce  mağduriyete yol açan, milyarlarca dolara mal olan ve ABD’nin o bölgelerdeki saygınlığınıs ve dolayısıyla güvenliğini) uzun süre sarsan Afganistan ve Irak savaşları arasında bir denklik kurulabilir mi? Üstelik bu politika, ülkenin içine de zarar veriyor ve bu zararların Avrupalı müttefikleri üzerinde de etkileri oluyor: İşkencenin meşrulaştırılması, azınlıklara karşı ayrımcılık yapılması veya bireysel özgürlüklere kısıtlamalar getirilmesi bu durumun sonuçlarıdır.