Bursa Hakimiyet

Unutulmayan anlar

Beş yaşımdaydım. Üsküp’ün Vodna Dağı’nın böğrüne kurulmuş köydeki iki katlı evimizin çardağından bakınca Üsküp şehri tepsiyi andırır bir düzlükte görünüyordu. O yaştaki ben için dünya bundan ibaretti. Karşı dağlar dünyanın sınırıydı.
Vardar nehri,  şehrin batısından doğusuna doğru bir yay gibi kavis çizerek süzülüp gidiyor. Şehrin orta yerinde Vardar’ın altında birkaç minare göğe doğru uzanıyor. Burası Müslümanların çoğunlukta yaşadığı Türk Çarşısı’nın civarı. Bunu on yıllar sonra öğrenmiştim.
Mevsim  sonbahar, ekim ayı. Dün evimizden iki inekle bir dananın götürüldüğünü gördüğümde buna hiçbir anlam verememiştim. İki gündür evin çatısında ne olduğunu anlayamadığım çalışmalar var ama merak etmiyorum. Gece vakti  çardakta oturmuş şehrin ışıklarını seyre dalmışım. Babaannem her zaman oturduğu köşesinden “ezan okundu mu” diye soruyor. Ezanı cami imamı olan dedem okurdu. Bu sonbahar gecesi öylesine sessiz ki, en ufak bir ses insanı kendine çekiyordu. Ezan okunmaya başladı. Babaannem namaza yönelirken ben hala şehrin ışıklarını seyrediyorum.
Birden, arkamızdaki ormanlık bölgeden  bir kuş sesi, puuup-puuup.. . Böylesine içli, böylesine huzurlu bir o kadar da hüzünlü bu sesi ilk defa duyuyorum. Bu sesi daha evvel hiç duymamıştım. Bir taraftan şehrin ışıklarını seyrederken kulağıma hoş ve hüzünlü gelen bu ses beni hiç bilmediğim o ana kadar hiç yaşamadığım bir duygu girdabı içine soktu. Hiç anlayamadığım, tarif edemediğim bir duygu. 
Kaç gün geçti bilmiyorum. Bir akşam üstü otomobil lastikleri olan geniş bir at arabasıyla şehre doğru yol aldığımızı hatırlıyorum. Bizi uğurlayan kalabalık göz- yaşlarını siliyor ama neden olduğunu ben anlayamıyorum. Bu ayrılıktan hatırımda kalan bundan ibaret. Daha sonra trenin camından dışarıyı seyrettiğimi ara sıra iki kolumda bulunan saatlere göz attığımı hatırlıyorum. Doğduğum yerden ayrılışın  ve uzun tren yolculuğundan hatırımda kalan bu kadar.
Aradan otuz yıl geçmişti ve ben doğduğum şehri ziyarete gitmiştim. Otogarda otobüsten iner inmez Vardar Nehri kıyısına yaklaştım. Otogar hemen nehrin yanındaydı. Ayakta dikilmiş doğduğum köyün yönünü tahmin etmeye çalışıyordum ki hemen farkına vardım. Köy görünmüyordu ama Vodna Dağı dimdik  duruyordu. Üsküp’te kaldığım on günlük süre içinde hep o kuşun sesini duymak istedim ama duyamadım. Daha sonra onlarca kez hemen her mevsimde gitmeme rağmen o sesi duyamadım.