Bursa Hakimiyet

Voltaire

Yıl 1726. Paris’te, Dük de Sully’nin konağında, bir akşam yemeği. Soylu sınıftan birçok kimse oradadır aralarında yazar ve sanatçı olarak burjuvalar da vardır. 
Bir kuş sütü eksiktir sofrada. Alâ Fransız şaraplarının, kafalara revnak verirken dilleri de çözdüğü bir ortam. Parlak kültürü, ince zekâsı, konuşma sanatındaki hünerine bakıp, kadın- erkek soyluların nicedir bağırlarına bastıkları bir genç, bir konuyu yakalamış, dakikalardır, hem de yüksek perdeden konuşmaktadır. Sözü ağzından almak ne mümkün.
Davetliler arasında Şövalye de Rohan da vardır. Bir ara söze karışır ve fikrini söyler delikanlımız, o düşünceyi de- acımasızca- hırpalar. Şövalye de dayanamaz ve herkesin duyacağı biçimde sorar; “ Bu söylediğime karşı, böylesine yukardan konuşan genç de kim?”
Tanımaz olur mu, biliyordur aslında; nitekim, daha önce bir- iki takışması olmuştur delikanlıyla. Şu anda ise maksadı aşağılamaktır olsa olsa; soylu olduğuna göre, hele bir burjuvaya karşı bu hakkı görür de kendinde Genç adam, konuşmasını hemen keser ve soruyu sorana dönerek, kendini tanıtır:
“ Efendimiz der, cafcaflı bir ad taşımayan biridir o; ama taşıdığı adı saydırtmasını da bilen bir kişi!” Nasıl olur? Bu ne kendini bilmezliktir bir şövalye karşısında! Üstelik, lafını alıp ağzına tıkmak!... Herkes donakalmıştır.
Beyzade, sofradan kalkıp terk eder toplantıyı. Bir burjuva parçasını düelloya davet edecek değil ya! Şunu yapar sadece: Adamlarına emir verir, geceleyin bir yerde kıstırıp, eşek sudan gelinceye kadar dövmelerini söyler bu küstahı. Ancak, bir uyarıda da bulunur: “ Sakın başına vurmayınız der, daha dişe dokunur şeyler çıkabilecektir bu kafadan belki!...
Emir şanına yakışır bir şekilde yerine getirilir. Genç adam, eli-kolu sargılar içinde topallaya topallaya tiyatroya gelir ertesi akşam; şövalyenin locasına çıkar, kendisini düelloya davet eder ve eve dönüp kılıç talimine koyulur. Aslında kanunlar, ölüm cezasıyla cezalandırmaktadır böylesi bir karşılaşmayı. 
Şövalye ise, soylu olmayan bir kişiyle düello yapmak zorunda kalmamak; belki, daha da fazla olarak, bir hamlede  düşürebileceği bir başın değerine inandığından kuzeni zaptiye nazırını uyarır ve tutuklatmakla yetinir genci ve hemen arkasından da- İngiltere’ye gitme şartı ile salıverir.
Kim bu delikanlı biliyor musunuz? Geleceğin ünlü Voltaire’in tâ kendisi!
Server Tanilli-Voltaire ve Aydınlanma