Bursa Hakimiyet

Yarı başkanlık sistemi

Fransız Cumhurbaşkanı De Gaulle’un tesis ettiği yarı-başkanlık sisteminin sosyolojik ve tarihsel arka planında Westminster tipi parlamenter sistemin ülkeyi yönetememesi vardır.
Onun için Fransa’nın parlamenter sistemden yarı- başkanlık sistemine geçişini sadece de Gaulle’ın kişisrl ihtirasına mal edilemez ve önerdiği yeni sistemin kabul edilmesi onun Fransız toplumunda sahip olduğu prestij ile de açıklanamaz.
1875’ten beri cumhurbaşkanının ulusun birliğinin sembolü olmanın dışında başka hiçbir işlevi olmayan parlamenter sistem ile yönetilen Fransa 20 yüzyılın ortalarına geldiğinde kısa ömürlü koalisyon hükümetleriyle yönetilmeye çalışılıyordu.
Ekonomik gücün kaynağı olan Afrika ve Asya’daki sömürgeleri birer birer bağımsızlığına kavuşuyordu. Ancak Fransız devleti anavatana bağlı bir “ deniz aşırı vilayeti” olarak nitelendirdiği Cezayir’den geri çekilmemeye kararlıydı. Oysa yedi yılda 30.000 Fransız askeri ile 300.000 Cezayirlinin hayatına mal olan savaş metropolde de yaşamı altüst etmişti.
Parlamento içi çekişmeler, düşen, tekrar kurulan hükümetler, savaşa devam diyenlerle  Cezayir’in bağımsızlığını savunanların çatışması, Fransız halkını esir alan öfke ve toplumun tüm katmanlarına yayılan moralsizlik.
De Gaulle’un inisiyatifi ile işte bu şartlarda 1958’de tesis edilen yarı- başkanlık sistemi on yıllardır yaşanılan kısa süreli güçsüz hükümetler dönemine son verdi, iç barışı ve siyasal istikrarı sağladı. Bu sistem sayesinde de Gaulle’un elde ettiği güç onun Cezayir savaşını sonlandırmasına da imkan verdi. İç barış ve güven tesis edildiğinden, Fransa artık geleceğini inşa etmek için zorunlu olan yapısal reformları da yapabilirdi.
De Gaulle’un partisine muhalefet eden M.Duverger’in de tespit ettiği gibi ihdas edilen yarı- başkanlık sistemi sayesinde yürütmenin güçlenmiş olması Fransa’nın siyasal modernleşmesine ivme kazandırdı.
İlginçtir ki, Duverger gibi zihin haritası parlamenter sistem olan döneminde şekillenmiş ve sol cenahta yer alan bir siyaset bilimci 1974’te yayınladığı kitapta, çağdaş dünyada yürütmenin güçlendi rilmesinin gerekliliğine işaret etmekle kalmamış, “Cumhuriyet Monarşileri” başlıklı kitabında yarı- başkanlık sisteminin Fransa’yı çetrefil sorunlar karşısında politika üretebilir duruma getirdiği için övmekten geri kalmamıştır.
Güçlü bir yürütme ile sağlanan istikrarın çağdaş dünyanın bir gereği olduğu tespitinden hareketle, klasik Westminster parlemantarizmin anavatanı İngiltere’de bile sistemin zamanla evirildiğini ve bugün İngiltere başbakanının başkan kadar güçlü olduğunu söyler.