Bursa Hakimiyet

Yeni bir Amerika çağı

Savaşlar imparatorlukların yaşam kaynağıdır. Savaş mantalitesi, ABD varlığının mihenk taşıdır. Theodor Roosevelt tarihinde samimi bir dostuna yaptığı itirafında,”bu ülkenin her zaman yeni bir savaşa ihtiyacı olduğuna inancım tamdır. Her türden bir savaşı daima selamlarım” demiştir. 
1962 tarihinde ABD Dişişleri Bakanı Dean Rusk’ın hazırlayıp senatoya sunduğu resmi raporunda, 1789-1945 tarihleri arasında, ABD’nin başka ülkelerin içişlerine 103 defa askeri müdahalelerde bulunduğunu itiraf etmiştir. 1789-2003 tarihleri itibariyle bu sayı ikiye katlanmıştır.
Başkan William Mc Kinley(1789-1901) hadiseyi daha samimice ortaya koymuştur.” Artı ürünlerimiz için yabancı pazarlara acilen ihtiyacımız var. Fabrikalar tükettiğimizden ve ihtiyacımızdan çok fazlasını üretmektedirler. Kader politikalarımızı belirlemiş durumda, dünyanın ticareti ve pazarları bizimdir, bizim olmak zorundadır.” Amerikalı yazar, Randolph Bourne; “Savaş devletin sağlık sigortasıdır” der.
Amerikan ve dünya kamuoyunda “ barışsever”, ve “pasifist” başkan olarak pazarlanan Woodrow Wilson (1913-1921) Colombi üniversitesinde yaptığı konuşmada, devletin, Amerikalı sanayicilerin ve bankacıların yurtdışındaki çıkarlarını, bu ülkelerin egemenlikleri pahasına, korumak ve müdafaa etmekle mükellef olduğunu beyan etmiştir. Wilson Mc Kinley gibi, yabancı pazarlara sahip olunması gerektiğini deklare eder.
Birinci Cihan Harbinin ABD’ye yeni imkanlar sunacağını iddia eden Wilson: “Dünyaya açık bir kapı istiyorum. Uluslararası kapalı kapıları yerle bir edilmelidir. Amerikan ürünleri bütün pazarlara egemen olmalıdır. Ben yabancı pazarların istila edilmesini gerekli bulmaktayım. Bu varlığımız için hayati bir öneme sahiptir” demiştir.
Ortadoğu, ABD’nin en geç nüfuz edebildiği bölgelerden birisidir. Fransa ve İngiltere bu coğrafyayı 2. Dünya Harbi’ne kadar kararlı bir şekilde savunmuşlar ve başka bir emperyal gücün varlığına şiddetle karşı çıkmışlardır. 
Birinci Cihan Harbi’nden galip ayrılan ABD, İngiltere ve Fransa!dan sağladığı ekonomik ve misyonerlik imtiyazlarına karşılık, bilgenin iç işlerine karışmamayı taahüt ederler. Savaştan sonra, Milletler Cemiyetini öneren ABD,   (Daha çok Osmanlı’yı paylaşmak için kurulmuştur) son bir kararla bu örgüte dahil olmayı reddeder.
“Milletlerin kaderlerini özgürce tayin hakkı” şiarını ortaya atan Başkan Wilson, manda sistemlerine kurban edilen Arap ülkelerinin “bağımsızlık” taleplerine duyarsız kalır.