Bursa Hakimiyet

Bombalı saldırılar Türkiye’nin önüne iki seçenek sundu

Türkiye;
Kuruluşundan beri görmediği olayları ve acıları, son 8 ayda yaşamaya başladı.
Temmuz ayında;
Şanlıurfa’nın Suruç ilçesinde canlı bombanın yol açtığı patlamada 32 kişi yaşamını yitirmiş, 104 kişi de yaralanmıştı.
Tüm Türkiye;
Bu türde ilk kez yaşanan bu katliamın acılarını yaşıyordu ki, bu kez ekim ayında Başkent Ankara vuruldu.
Tren Garı önündeki canlı bomba saldırısında da ne yazık ki, 102 kişi öldü, 246 kişi yaralandı.
Türkiye;
Bu kez de bu olayın şokunu yaşadı günlerce.
Ne var ki;
Bu tarzdaki eylemler bununla da sınırlı kalmadı.
Bu kez de;
Benzer saldırı İstanbul’da ocak ayında Sultanahmet’te oldu.
Canlı bomba saldırısında 10 kişi yaşamını kaybetti, 15 kişi de yaralandı.
Ve bir ay sonra;
Başkent ikinci kez vuruldu.
Merasim Sokak’ta bomba yüklü araç patlatıldı, 29 kişi öldü, 61 kişi yaralandı.
Bu saldırının da acıları geçmemişti ki şimdi de Ankara 3. kez aynı yöntemle, canlı bombalar ile vuruldu.
Bu kez de;
37 kişi yaşamını yitirdi, 48 kişi de halen hastanelerde tedavi görüyor.
***
Yıllar önce;
Ortadoğu’da yaşananlardan gördüğümüz, bildiğimiz bu tür bombalı saldırılar, ne acı ve ne ilginç ki, Türkiye’nin de bir gerçeği olmaya başladı.
Nitekim;
Son 8 ayda yaşanan bu saldırılarda 210 kişinin yaşamını yitirdiğini, 474 kişinin de yaralandığını görüyoruz ki, biraz önce de ifade ettiğimiz gibi, bu saldırılar Türkiye’de olmazdı, görülmezdi.
Şimdi ise başka bir terör gerçeğine dönüştü bu iş.
Başta;
PKK ve IŞİD olmak üzere terör örgütleri, güvenlik görevlisi ayrımı yapmadan artık direkt olarak sivilleri hedef alıyor.
Elbette ki;
Bu stratejinin nedenleri ve niçinleri belli.
Amaç, toplumda korku ve infial yaratmak, insanları paranoyaklaştırmak.
***
Kabul etmek gerekir ki, zor bir süreçten geçiyoruz.
Ama;
Şunu da görmek gerekir ki, terör örgütü mensupları kadar artık terör örgütlerine destek verenlere karşı da büyük bir toplumsal ortak öfke var.
Üstelik Türk’üyle Kürt’üyle.
Daha önce de benzer bir şekilde paylaşmıştık.
Türkiye’nin önünde iki yol var.
Ya;
Yeni bir düzenleme ile çok 
keskin hale getirilecek bir Terörle Mücadele Yasası devreye sokulup, değil eylemlere bulaşmak, herhangi bir şekilde destek olmanın bile çok ağır cezai müeyyideler göreceği düzene geçilecek.
Ya da;
AB’ye üyelik kriterleri çerçevesinde, birtakım egemen güçlerin isteğiyle hayata geçiril-
meye çalışılan ama yanlış algılanan ve yönetilen “demokratikleşme”nin zararları çekilmeye devam edilecek.