Bursa Hakimiyet

Biri kan kaybını durdursun

Son yıllarda gurur duyduğumuz ihracatta şu sıralar tehlike çanları çalıyor. 
Eğer önlem alınmazsa bu çan, daha uzun süre çalacak gibi.
Adına parite kaynaklı deyin,  istikrarsızlık deyin, yüksek teknolojiye geçememek deyin; ne derseniz deyin İhracat adeta SOS vermeye başladı.
Bir zamanlar 36 milyar dolarlardan 150 milyar dolarlara çıkınca umutlanmıştık Bu gelişme karşısında coşan hükümet kanadı ise önümüze 2023’te 500 milyar dolarlık ihracat hedefi koydu.
Gerçi hedef koymak güzel de bu hedefe göre politika belirlenebildi mi dersiniz? Bence tartışılır.
Zaten gelinen nokta da bunu açıkça ortaya koyuyor.
13 yıldan buyana sanayileşmede yüksek teknolojiye geçiş evrimini bir türlü yakalayamadık. Bunun temelinde kimilerine göre teşvik sisteminin çarpıklığı kimilerine göre parite kaybı kimilerine göre başka etkenler yatıyor.
Bana göreyse bunların hepsi belirleyici
İsterseniz UİB kanalıyla yapılan ihracata bir göz atalım.
Aylık bazda baktığımızda;
Haziran dışsatımı geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,03 gerileyerek 2 milyar 68 milyon dolar olarak gerçekleşti. 6 aylık ihracat ise 11 milyar dolar seviyesinde kaldı.
Geriye dönük son bir yıla baktığımızda da yüzde 6,12 gerileme dikkat çekiyor. İhracat rakamı ise 22,2 milyar dolar.
Veriler can sıkıcı.
Bana göre, nasıl ki ülke olarak 10 bin dolar civarındaki kişi başı milli gelirle orta gelir tuzağında cebelleşiyoruz. 
İhracatta da bana göre, 150 milyar dolarlık seviyeyle orta gelirli ihracat tuzağında patinaj yapıyoruz.
Bu eşiği mutlaka atlamamız lazım.
Peki nasıl? 
Onu da UİB Başkanı Orhan Sabuncu söylüyor:
“UİB olarak, ihracatta yaşanan düşüşleri dengelemek adına yeni pazarlara yönelik çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Fakat asıl önemlisi orta ve uzun vadede konulan hedeflere ulaşabilmek için ihracat içinde ileri teknoloji ürünlerinin payının mutlaka artırılması gerekiyor. Bu pay en az yüzde 15 olmalı. Ayrıca Ar-Ge harcamalarının ‘Gayri Safi Milli Hasıla’ içindeki payını da en az yüzde 3’lere çıkarmak gerekiyor”
Körün istediği bir göz Allah vermiş iki göz de; bu önlemleri alacak iş dünyasının ta kendisi, onun önünü açacak olan da siyasi erktir.
Ezcümle olarak diyorum ki birileri ihracatta yaşanan kan kaybını durdursun yoksa hasta komaya girebilir. 

Ben mi, biz mi?

Bu güne kadar büyüklerimiz bize hep ‘biz’ demeyi öğretmişlerdi. Çünkü ben yaptım oldu mantığı sakat bir mantıktı, otoriter bir mantıktı. 
Zaten bu ülkeyi yönetenler de en çok ‘ben yaptım oldu’ anlayışı yüzünden tepki çekmiyor mu?
Ama önceki gün Başarıyı Artırma Derneği tarafından mali müşavirlere yönelik düzenlenen ‘çocukla doğru iletişim kurma dikkat eksikliği ve öz güven’ seminerinde söz alan Zehra Dinç Şahin in sözleri şöyle:
 “Çocuğu adam yerine koymak ve ‘Ben Yaparsam Olur’ ilkesiyle çocuğun özgüvenini ortaya çıkarmak gerekiyor“ 
Bu vesileyle tuttuğunu koparan gençler yetiştirilebileceğini belirtiyor.
Zahar bizi yönetenler bu mantıkla mı yetiştirilmiş acaba. Çok anlaşılır bulmadım.
Bizler ben değil, biz denilerek yanlış mı yetiştirilmişiz?
Oysa özgüven kazandırmanın başka yolları yok mu?