Bursa Hakimiyet

“Türkiye, nereye gidiyor?”

Çok soruluyor.
…Ve!
Çok da tartışılıyor.
“Türkiye, nereye gidiyor?”
Peygamber efendimiz Hazreti Muhammed’in mübarek doğum günü, Müslümanlar için tarifsiz mutluluk ve duygudur… Kutlu Doğum Haftası nedeniyle etkinlikler, açıklamalar oluyor.
Türkiye açısından, bir başka yıldönümü günlerindeyiz. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın özel haftası ve günü…
Bugün, Müslüman ülkeysek… Resmi dini bu ve gerekleri yapılabiliyor ise… Camiler var ve ezanlarla da etraf ruhani bir sese bürünüyor ise… Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve milletiyle beraber,  milli mücadeleyle mümkün olabiliyor.
Manevi değerlerin, iman dolu bedenlerin, vatan duygularıyla düşmana siper durdukları, kanların döküldüğü ve canların verildiği o duygu, sadece Çanakkale Savaşı’nda olmadı.
Millet irade kavramı ve varlığından büyük önemle söz edilen ve sahiplenilen günümüzde, 23 Nisan’ın sadece çocukları yedirme, içirme ve eğlendirme olmadığı da, malum…
Kur’an-ı Kerim, insanoğluna doğruluk ve dürüstlüğü gerektiriyor. Atatürk’ün, milletiyle sağladığı özgürlük ve egemenlik de, inmeyen bayrak ve dinmeyen ezan da, gerçektir…
Milli mücadelenin finali, Çanakkale Boğazı’nda olmamıştır.
19 Mayıs’la başlayan ve 30 Ağustos’la taçlanmış milli mücadele… Çanakkale Savaşı’nın şehitleri ve Sarıkamış’ın şehitleri şehit de, İnönü, Dumlupınar, Sakarya savaşlarının şehitleri, şehit değil midir? Milletle beraber, savaş ve mücadelenin zafere giden yolu olmamış mıdır?
Osmanlı Devleti’nin bandosu Mehter’i çınlarken, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bandosu da, bugünün de Türkiye Cumhuriyeti’nin askerine ait değil midir?
Sözde soykırımını kabul etmek bir yana, inkâr edenlere ceza getiren devletlere kızan içimizdeki bazı birileri ve bazı çevreler, Atatürk, silah arkadaşları, Mehmetçikler ve atalarınıza da, inkârsızlık içerisinde bulunmuş olmuyor mu?
Atatürk’ün, kontrolsüz hırs ve ideal için Hitler ve Mussolini gibi milletini maceraya itmediğini, canlarını gözden çıkarmadığını da, nasıl unutabilir veya unutturabilirsiniz.
Bugün…
Büyük ülke, büyük devlet olarak anılanlar, tarihe yazılan Hitler ve Mussolini gibi liderleriyle de övünemiyor, çünkü Atatürk gibi değillerdi.
Geçen yıl vefat eden Atatürk’ün manevi kızı Ülkü Adatepe’yle karşılıklı olarak konuşmuş ve röportaj yapmış olmanın mutluluğunu yaşamıştım.
Adatepe, “2 Türkiye var” diyor ve ardından “Atatürk’le 1938’den önceki Türkiye…” ve “Atatürk’ten sonraki Türkiye…” yorumunda bulunuyordu.
Bazı birileri ve bazı çevreler, kendi zihinlerindeki inkâr ve başka zihinleri biçimlendirme uğraşılarına rağmen, tarihteki bazı gerçekleri ve tarihteki bazı notları da, silebilecekler mi?