Süha GÜRSOY

Süha GÜRSOY

suha@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Otobüs...
04 Mayıs 2017 Perşembe, 04:51

Bursaspor'da alınan her yenilgiden sonra ilk kurulan cümle 'otobüs' kelimesiyle başlar hale geldi...
'Futbolcular otobüs travmasını atlatamadı', 'Otobüsteki o olay olmasaydı durum böyle olmazdı' gibi...
İş o kadar çığırından çıktı ki, yaşanan o asla tasvip etmediğimiz ve etmeyeceğimiz nahoş hadise güzelce makyajlandı, kötü gidişin kamuflajı haline getirildi...
Tribünle takım arasında neredeyse kopma noktasına gelen ilişki gerildikçe gerildi...
Ama kimse de 'Arkadaş, bu süreç böyle devam ettikçe kaybeden Bursaspor olacak', 'Bu doğru bir strateji değil' demedi...
Bu her iki taraf için de geçerli...

Ne futbolcunun baskı nedeniyle Bursaspor'un maçlarında oynamak istememesi gibi bir durum söz konusu olabilir, ne de taraftarın takıma küsmesi...
Sözleşmesi devam eden futbolcu mukavelesi bitene kadar kulübünde oynar, bunun karşılığında da ücretini alır...
Taraftar da gönül bağı kurduğu takımı imkanı oranında içeride dışarıda yalnız bırakmaz, tribünde küfürsüz eleştirisini yapar, fiziksel saldırıda asla bulunamaz...
Takımın travmayı atlatmasında da en büyük görev teknik kadro ve yönetime düşer...
Bir de kulüp profesyonellerine...
Teknik direktör çözemedi, yönetim çözemedi, profesyonel çözemedi...
Peki, o zaman kim çözecek bu hadiseyi?
'Oynamıyorlar ne yapalım, biz mi oynayalım' sözleri, olayı görmezden gelme ve buna bağlı olarak da yaşanan travmayı daha içinden çıkılmaz hale getirir...
Dünkü yazımda Borussia Dortmund'un otobüsünde patlayan bombadan bahsetmiş ve 'Dortmund'lu futbolcular travmayı nasıl atlattı?" demiştim...
Aslında çok uzağa gitmişim...
Sosyal medyada gördüğüm bu fotoğraflar konuya Bursaspor açısından bakma imkanı sağladı...
Bu fotoğraflar 6 Mart 2010'da çekildi...
Olaylı Diyarbakır maçını bilmeyen yoktur...
Futbolcular polis otobüsünün içinde, kafalarında kask, camlar kırık, her yerden taş yağıyor, gazeteciler laptoplarını kalkan olarak kullanıyor, insanlar canlarını korumak için koridorlara yatıyor...
Şimdi 'O konunun bununla ne alakası var?' demeyin...

Orada da bir travma yaşandı...
Hem de öyle böyle değil...
Oyuncular yaşamla ölüm arasında ince bir çizgiden geçti...
Yerli ya da yabancı futbolcu ülkeden kaçmadı...
Ama kimse 'Ben artık burada futbol oynamam, korkuyorum' demedi...
Aksine yılmadı, tek vücut halinde mücadelelerini sürdürdü...
Çünkü takımdaşlık vardı ortada...
Kulüp içinde de birliktelik...
O futbolcular Diyarbakır'daki olaydan tam 71 gün sonra 16 Mayıs 2010'da şampiyonluk kupasını havaya kaldırdı...
71 gün içinde oynadığı 11 maçın 8'ini kazandı...
Asla tasvip etmediğimiz ve etmeyeceğimiz son otobüs hadisesinin üzerinden de 68 gün geçti...
68 gün içinde oynanan 7 maçın sadece 2'si kazanıldı...
Maç kaybedilebilir, bu futbolun doğasında var...
Ama mücadele etmemek, oynamak istememek spor ahlakı ve profesyonellikle bağdaşmaz...
Bu travmayı yönetim, teknik heyet ya da profesyoneller çözemedi mi?
O zaman iş Pablo Batalla'ya düşüyor...
Çünkü Diyarbakır'daki otobüste de Kasımpaşa maçı dönüşündeki otobüste de olayları yaşayan kadrodaki tek oyuncu kaptan Batalla...