Bursa Hakimiyet

İnancın zaferi

Öyle bir maç ki; saha içinde ve tribünde yaşanan her olay gazetede manşet olur. Kadınlar ve çocukların tribünün neredeyse tamamını doldurmasından tutun da Bursaspor'un ortaya koyduğu futbolla lig liderini evine puansız göndermesine kadar.
Her şey çok güzeldi dün gece Atatürk Stadı'nda.
Bursaspor'un mücadelesi alkış aldı. Hem de ofsaytı bilip bilmedikleri tartışılan, hayatlarında belki de ilk kez bir futbol maçı için yer aldıkları tribündeki kadın ve çocuklardan. Herkes inanmıştı dün gece kazanmaya. Camianın ihtiyacı vardı bu üç puana. Sonuçta özlenen ve beklenen oldu.
Bursaspor saha içinde kazanmak için yapılması gerekeni yaptı. Birinci, ikinci, üçüncü bölgenin tüm oyuncuları neredeyse performanslarının üzerine çıktı.
Ama performansını en çok katlayan isim Hakan Aslantaş'tı. Geldiği günden bu yana eleştiri alan, oynadığı maçlarda yenilen goller bölgesinden gelen Hakan, Galatasaray karşısında Vederson'un yokluğunda solbekte bu kez adına yaraşır bir şekilde 'aslan' gibi mücadele etti, hatasız oynadı.
Zaman zaman saha içinde hocasıyla tartışan Batalla, genelde etkisiz kaldığı savunmada bile arzuluydu. Takımını ofansta sırtlayan Arjantinli, bu kez defansta da yardıma koştu. Sestak'ın asistiyle attığı goldeki becerisi 'şapka' çıkarılacak cinstendi.
Her şey iyi güzel hoş da, bu 'şok' diye nitelendirebileceğimiz değişim birkaç gün içerisinde nasıl oluştu. Takımı yönetenlerin, sahada ter dökenlerin bu sorunun yanıtını kendi içlerinde bulması gerek.
Bu camia inandığı zaman neler başarabildiğini 16 Mayıs 2010'da herkese gösterdi. Yoktan var edilen şampiyonluk 'inanılarak' geldi. Dün gece galibiyete genci, yaşlısı, oyuncusu, teknik adamı, herkes inandı. O zaman, kalan maçlar için sahada ter dökecek ve onları yöneteceklerin de 'inanmaktan' başka çarelerinin olmadığı ortaya çıktı.