Bursa Hakimiyet

Tek kazanım konsantrasyon

Bursaspor’un oyunu da keyifsiz futbolu da şans faktörünün yanında olması da disiplini de; rakip kim olursa olsun değişmiyor…
Bakıyorsunuz son sıradaki Elazığspor’a da PTT 1. Lig’de daha hafta sonunda Belediye’den 4 yiyen ve orta sıralarda bulunan Adana Demirspor’a da aynı oyun oynanıyor…
İşin acı tarafı iki karşılaşmada da skoru Bursaspor’un rakiplerinin direkten dönen topları belirliyor…
Yeşil Beyazlılar’ın attığı 2 gole de bakın, Adana Demir’in savunma zaafından kaynaklanıyor…
Yani Bursaspor’un kazandığı galibiyet rakibinin hücumdaki ve savunmadaki beceriksizliğine bağlı…
Rakip de ya düşme hattında ya da 1. Lig’de…
Bursaspor hücumda ne yaptığını bilir şekilde oynar da ‘tamam’ deriz…
Ne bir hücum varyasyonu ne de baskı kurma niyeti vardı…
Anlamsızlığı kısaca şöyle açıklayabiliriz: Orta atacak Şener Özbayraklı oyuna giriyor, atılacak ortadan gol bulabilecek Pinto oyundan çıkıyor…
Anlamsızlıklar sadece bu kadarla da sınırlı değil…
Musa Çağıran’ı Batalla’nın alternatifi olarak gören Christoph Daum, zannediyorum 79. dakikadaki pozisyonu izlemiştir. Musa’nın yapması gereken sadece bir vuruş yapmaktı. Ancak o topu kaleci Şener’e teslim etmeyi tercih etti…
En anlamsızı ise Tuncay Şanlı’nın sanki bir zorunluluk varmış gibi inatla her karşılaşmada oyuna girmesi…
Bu maç için söylemek gerekirse savunma futboluna bayılan Daum uzatmalarda neden savunma yönü daha kuvvetli olan Musa’yı saha dışına alıp, hücum gücü yüksek Tuncay’ı sahaya sürüyor?
Neden Hakan Aslantaş, Batuhan, Enes değil de Tuncay?
Ve yine sormak gerekirse neden her maç?
Tekrar karşılaşmaya dönecek olursak…
Bursaspor’un bu maçta kazandığı tek şey, Ertuğrul Sağlam döneminde ciddiyetten uzak oynanan kupa karşılaşmalarından eser olmaması…
Oyun sıkıcı, savunma futbolu, rakibin direkten dönen topları vs.
Ancak geçmiş yıllara oranla konsantrasyonun yüksek olması, gelecek adına önemli bir hamle…
Tabii bu oyun tarzıyla konsantrasyon da bir yere kadar etkisini gösterebilir…