Bursa Hakimiyet

Aklında gülüşüm kalsın…

Sağ olsunlar, sevdiklerimiz var, okuyucularımız var. Duygularımızı, düşüncelerimizi, heyecanlarımızı ve sevinçlerimizi paylaştığımız insanlar var hayatımızda, ne mutlu…
Ben önce ailemden, sonra da çok değer verdiğim kişilerden öğrendim, ‘insan’ kavramının önemini. Ve hayatımda yer etti, “Aslolan insandır” cümlesi…
Kendimce sevdiklerime, benden saydıklarıma, hayatıma kattıklarıma, bir şekilde yaşamıma değenlere hep ‘güzel, iyi insan’ gözüyle bakıp, mümkün olduğunca nazik davrandım. Olabildiğince herkesin yanında olmaya çalıştım, çabaladım…Özen gösterdim. Kızsam da bazen, herkesi anlamaya çalıştım. Çokça kırıldığım da oldu, kırdığım da, üzüldüğüm de oldu üzdüğüm de… Oluyor, yaşanması gereken yaşanıyor. İnsanız, herşey bizler için… An geliyor, art niyetli olmasak bile yorabiliyoruz çevremizdekileri. Ama işin özü öyle değil, inanmıyorum.
Tüm olumsuzluklarda en çok kendimizi yoruyoruz…En çok kendimizi kırıyor, en çok kendimizle kavga ediyoruz.
Son zamanlarda öyle çok kişiden, “Benim derdim kendimle…” sözünü duydum ki…
Evet işin özü bu, herkesin derdi kendiyle olduğundan, çoğunluk kendine küs olduğundan ancak bunun da farkında olmadığından, olumsuzluklar ardı ardına yaşanıyor. Çıkış yolu bulamıyor kimileri, kendisini yalnızlığa hapsediyor…
Ama hani hayat güzeldi?
Çocukluğumuzda izlediğimiz filmlerde, hep birlikte şarkılar söylemedik mi, bağıra çağıra “Hayat sevince güzel, sevince tatlı günler…” diye?
Yani şöyle, evet, herkesin derdi kendiyle de o zaman niye herkes birbirine sırt çeviriyor? Niye gün içinde ailemizden çok gördüğümüz insanlarla kardeşimiz kadar yakın olamıyoruz? Neden bizimle aynı yolda yürüyen insanlara, hoşgörülü yaklaşamıyoruz? Niçin dış dünyaya kendimizi kilitliyoruz? Niye kendimizi yaşadığımız anın dışında çıkarmayı reddediyoruz?
Bize başkaları değil, sadece kendimiz ‘özgür’ veya ‘sıkışmış’ hissettirebiliriz.
Yaşadıklarımız bizim sorumluluğumuz…
Belki biraz kendimizi açsak, rahatlasak, kısıtlamasak, bizden başkalarıyla da fikirlerimizi açıkça paylaşabilsek daha hoş olur… Önce kendimizi affetsek, hayatla barışsak, güneş ısıtsa içimizi, derin bir nefes çeksek, ‘onur, gurur’ demeden hislerimizi olduğu gibi söylesek, çekinmesek, sıkışmasak, kendimizi hapsetmesek, bizi sevenlerin gönlünü alsak ve en güzeli bizler de sevsek…
Hayatlarımız daha renkli olmaz mı?
O zaman işte, içimizdeki renkler, hayatımıza katılanların renkleriyle daha da parlamaz mı? Bu kadar zor mu? Bence değil… Bence herşey mümkün ve hayatta herşey çok daha güzel olabilir... Bu yüzden de ‘olmaz’lara tahammülüm yok benim… Bilmem belki de yanlış benim? Önemli değil, benden nefret de etseler sevdiklerimi yalnızlığa bırakamıyorum… Dileğim şu ki, yorduğum insanların aklında gülüşüm kalsın... Gülüşümle ısınsın içleri ve de hayatları renklensin…
Eyvallah…