Bursa Hakimiyet

Diziler

Dizi dizi diziler, ömrümüzü yediler…Bugünkü satırlarımı dizilere ayırdım sevgili dostlarım.
Diziler konusunun tamamen sosyolojik ve hatta ‘diziler ve bağımlılıklar’ şeklinde değerlendirilirse de psikolojik vakalar olduğuna inanıyorum.
Ancak olayın bilimsel tarafına değinmeyeceğim.
Bir vatandaş olarak televizyon ve dizilerle aramdaki diyaloğa bakınca, bu konuda yeterince gözlem yaptığımı ve paylaşabileceğimi düşündüm.
“Magazin programı izlemiyorum” demesine rağmen, ünlüler dünyasında olup biten her şeyi sayan yakınlarınız vardır mutlaka.
Tıpkı “Amaan dizi de neymiş, ben hiçbir diziyi izlemiyorum” diyen kişilerin bilmem ne dizisinde dönen dolaplardan haberi olduğu gibi…
Niyeyse, saklamak ister, hatta çamur atar, televizyon izlemiyormuş gibi yaparız.
İşimize gelir. Söylemeden izleriz, söylersek imajımız sarsılır gibi hissederiz.
Aslında içsel olarak istemese dahi bir kere takılınca dayanamayıp izlemeye devam ediyor insan. Hiçbir zaman saklamadım kendimi, dizi de izliyorum denk geldikçe magazin programlarını da.
Gerçi ben magazin kökenli olduğumdan şaşırtmasa gerek bu durum.
Dizileri ise eskiden sevmememe rağmen, bu yıl birçok diziyi takip eder oldum.
Sabun köpüğü kıvamındaki romantik komedi dizilerinden, “yuh artık ne çektiniz be” dedirten polisiye dizilere dek pek çok diziden haberim var.
Birkaç hafta öncesinde kadar her güne bir dizim vardı anlayacağınız.
Her akşam eve gidince televizyon karşısında yığılıp en çıtır çerez dizileri izlemek alışkanlığım olmuştu.
En çok ‘Yalan Dünya’yı severdim, yayından kaldırıldı.
Diğer pek çok dizi de moralimi bozmaya başladı.
Keyif almaya çalışırken daha çok sıkılır oldum.
Senaryoların maşallahı var, aşk, acı, ihtiras, gözyaşı…
Dizileri izlerken kendimi kaptırıp gerçek hayatmış gibi algıladığımda kötü hissediyorum.
Eee normal olarak dizinin ana karakteri ben oluyorum ve her şey benim başıma geliyor…
Yani dizi bittiğinde kendimi o ruh halinde bulunca, gerçek hayata dönmeme bir fincan kahve dahi yetmiyor…
Bir yerden sonra “yeter” dedim, kendime.
“Ne yapıyorsun?”
“Hayalindeki Tuğba, kim?”
Bu soru kendime getirdi beni.
Sürekli dizi izleyen bir televizyonkolik olmaktan kurtuldum.
Kurtuldum ama yine de garip bir olayı daha yeni yaşadım.
Pazar günü hastalıktan başımı kaldıramadığımdan çevremde gelişen olaylardan da bihaberdim… Bir ara gözüm televizyona takıldı, ‘Şeref Meselesi’ oynuyordu. İzledim biraz ve sanırım dizi bitmeden uyuyakaldım. Ancak o dizideki olayları gece boyu yaşadım, rüyamda sıçrayıp durdum. Eğlence kabusum oldu özetle…
Bir daha yeni başlayan dizileri merak dahi etmeyeceğim.
Bir kez izleyince devamı da geliyor.
İyi veya kötü, bir şekilde etkisinde kalıyor insan.
Değmez, güzel bir uykuyla dinlenmek varken niye ağır bir senaryonun etkisiyle serseme döneyim ki?
Önemli olan bir şey izlerken benim kendimi nasıl hissettiğim…
Korku ve üzüntü içerikli dizileri izlemiyorum artık. Dizi sektörü sağlam bir fanı kaybetti.
İyi oldu, bir sürü saatim bana kaldı.
Dizi izleyeceğim derken kitaplarımı ihmal etmiştim, onlara döndüm. Sağ olsunlar, iyi geldiler…