Bursa Hakimiyet

Hayatın kanunuymuş…

Bugünlerde herkese bir haller oldu. Ben bu durumu kendime, ancak, “Eveeet sayın seyirciler, Egolar Yarışıyor programına hoşgeldinizzzz…” ifadesiyle açıklayıp sonra da gülümseyip yoluma devam ediyorum. Hep derim, “Her gün yeni umutları da beraberinde getirir” diye… Zannediyorum ki zaman zaman, umutlarını ve hatta kendilerini unutan bazı değerli arkadaşlarımız, yaşamlarında uğraşacak birilerini buluyor ve onlara sarıyor da sarıyor… Bu konuya nereden geldim?
Çevremi çok iyi gözlemlediğime inanabilirsiniz… Bazen öyle durumlara tanık oluyorum ki, “Ehhh yeter” dememek için ya o ortamdan uzaklaşıyorum, ya durağıma gelmeden dahi olsa otobüsten iniyorum veya salakça bir gülümseme yerleştirip suratıma, “He hee peki” deyip, derince de bir nefes çekip kendime saklanıyorum.
Öyle yapmasam, şiddete karşı olmakla beraber, birilerine kafa göz dalmamam veya her saat başı ağız dalaşına girmemem mümkün olmaz…
Genelde sakin bir insanım, hatta bazısı “Sen sinirlenebiliyor musun?” der, “Emin ol sinirli halimi görmek istemezsin” diye cevap veririm. Öfke kontrolü tanımıyla açıklanacak bir durum değil ama bu yanılmayın. Karakter analizi diyebilirim…
Evinizde, 2-3 veya haydi 6-7 kişiden oluşan bir aileniz olduğunu düşünelim. Sabahları kapıdan adımınızı attığınız andan itibaren akşam eve dönene dek, herhalde 300 civarında insanla karşılaşabiliyorsunuzdur.
Hal böyle olunca evinizde topladığınız pozitif bakış açısı veya duygu durumu, akşama kadar defalarca şekil değiştirebiliyor. Tabii ki günün sonunda bir nevi, ‘tükenmişlik’ noktasına varabiliyor ve tabii ki tahammülsüzlükle sona erebiliyor.
Dün spora gittim. Yoğun bir programdı, doğal olarak yoruldum. Yorgun olduğumda mümkün olduğunca yalnız kalmaya özen gösterdiğimden, metroda boş bir koltuk grubuna oturdum. Tam kendimi kilitlemiş dinlenmeye dalmıştım ki yanıma 2’si kadın, biri erkek 3 kişi oturdu. Vee inanamazsınız, sanki evlerinin salonunda kahve falı baktırıyorlarmışcasına, her telden çalan bir muhabbete koyuldular.
Aman Allah’ım, resmen sabote edildim. Alanıma davetsiz geldikleri yetmiyor gibi -ki toplu taşımada olduğumdan itiraz etmeye hakkım yok, biliyorum- bir de gayet saçma sapan fikirlerle dolu olduğunu düşündüğüm bilinçaltlarını önüme serdiler. Konuşma tarzlarını hiç anlatmayayım, ayıp ederim.
Ancak sohbetin özetinde, kadınların erkekler tarafından ezilmeye mahkum olduklarını ifadelendiren ve bunu kabullenmiş oldukları belli bir sürü şey geçti. Adam da gayet yayılıp gevrek gevrek gülerek, “Eee hayatın kanunu bu” deyip konuyla dalgasını geçiyordu. Aman Allah’ım, bu ne eziyet…
Kadınların aşağılanmaları ve erkeklerin yüreklerinden çok kaba güçlerine güvenmeleriyle alakalı her konuda, davul benzeri gerildiğim gibi bu ortamda da daha fazla duramazdım, dayanamayıp uzaklaştım. Allah sizin tepenizden baksın emi…
Kadın kendi değerini bilmeyip, bir de karşısındaki adamın alaylarına, kendini ezdirmeyi kanun sayan muhabbetine kahkahayla eşlik edebiliyorsa, ben onları ya eşek sudan gelinceye dek döverim veya o ortamdan kaçarım…
Yazarken bile nasıl gerildiğimi anlatamıyorum. Kendinize gelin kadınlar… Aklınız nerede? Kadının kendisinin farkına varması, değerlerini anlaması gereken bir hayatta yaşıyoruz. Kendi güzelliklerinizi görmeniz, gülümseyişinize değer katmanız gerekirken nasıl oluyor da, içsel olarak alışageldiğiniz bir durumu, toplu taşımada alay konusu edebiliyorsunuz?
Kadın kadındır, kadın değerlidir. Kim ne derse desin, toplumların belkemiği de kadınlardır. Kadın kendisine değer vermezse, erkeğinden nasıl değer görmeyi bekler ki? Bir düşünün derim… Yine sinirlendim, kahvem nerdeeee?