Bursa Hakimiyet

Keyfiniz bol olsun

Hafta sonu evdeydim, ilginç bir şekilde dinlenmeye adadım kendimi. Güzel bir cumartesiydi. Tatil günüm için erken sayılabilecek saatte kalktım, biraz ailemle vakit geçirdim, biraz da arkadaşlarımla görüştüm. Genel olarak iyi olsam da, hafiften grip öncesi kırgınlığı taşıyan bedenimi rahat bırakıp dinlendirdim. Canım ne istese o oldu yani… Gün böyle geçti ama akşam, dram ağırlıklı dizilere mahkum olmaktan kurtaramadım kendimi. Ve fark ettim ki, (ki zaten biliyordum, hatırlamış oldum) millet olarak acıya ne kadar da düşkünüz… Sanki, genelde günlerimiz Roman havası tadına geçiyormuşçasına bir de üzerine ağlak ifadeli kadınların çekişmelerine saatlerimi-zi harcıyoruz. Hem o dizilerde niye kadınlar birbirleriyle mücadelede o da ayrı bir yazı konusu…
Yok tabii ki dizilere karşı değilim, hatta ben de severim dizi izlemeyi. Ancak tercihim komedi ağırlıklardan yana… Kazara dram türünden bir diziye takıldıysam da bir sezon dahi tahammül edemiyorum… Dramkolik değilim yani.
“Dizi izlemiyorum ben belgeselciyim” diyenlerden de değilim…
Lisedeki aklımla (ah o zamanki aklımı bir elime geçirsem!), daha karizmatik olduğunu düşündüğümden Fen okumama rağmen, belgesellerle pek kaynaşabildiğimi söyleyemem. Hiç izlemiyor değilim tabii, denk gelirsem izlerim veya belgeseli çok seven sevdiklerime eşlik de edebilirim, onlar da isterse tabii…
Formumdayım yine çenem düştü, laf yine aldı başını gidiyor. Diyecektim ki; buram buram entrika kokan bazı dizilerden kaçarcasına kendi dünyama sığındım, her zamanki gibi… Vee acı gerçekle bir kez daha yüzleştim. Arada bir yaşadığım ortamda atılacakları, eski notları eler, kitapları karıştırır, fotoğrafları tararım… Bir nevi ruhi detoks yaşar ve bugünüme nefes aldırırım. Bugün de bunun tadını çıkardım. Hele de yeni kararlar vermişken, hayatımı daha da güzelleştirmeye niyet etmişken bu tarz çalışmalar bana iyi geliyor.
Uygulamada sorun yok da acı gerçek şu ki, eğer kendime dikkat etmesem sanırım ki 10 yıl içinde bir çöp evim olabilecek kadar tutunmuşum anılara… Gerekli gereksiz demeden saklamışım ne varsa. Kökten çözüm, eskiyen ne varsa kocaman masmavi bir çöp poşetinde sonsuzluğa uğurlamaktır. Ben de onu yaptım. Ohh öyle bir rahatladım ki… Eskiyi düşününce güzellikleri hatırlarım genelde. Bunun için de zihnimdeki hoş hatıralarım bana yeter. Hal böyle olunca, dedim ki kendime, “Uzun zamandır ertelediğin kararları almanın tam zamanı, haydi kurtul artık yüklerinden…”
Madem detoks sürecindeyim, Facebook hesabımı süresiz dondurdum. Boşuna aramayın bu aralar orada yokum… Instagram ve Twitter ne-yime yetmiyor? İlla biriyle sohbet edeceksem telefon açar ya da yüz yüze görüşürüm… Teknoloji de bir yere kadar. Ne aşklar dayanıyor teknolojik iletişime ne de insanın kendisi, ruhu… O iletişim değil, iletişememek oluyor zaten. Ne yapsanız poponuzda patlıyor. Külliyen zarar.
Öyle işte, bu aralar kendimleyim … Özüme dönme kampına aldım ruhumu… Ne kadar sürer bilmem. Yazmaya ve daha çok arınmaya devam edeceğim. Web sitem yenileniyor, yakında yepyeni bir yüzle siz-lerle olacak…
Başkaaa başkaa, kendime daha çok zaman ayırıyorum bugünlerde. Kalbimi daha çok dinliyorum, kitap okuyup spor yapıyorum, bir de yağlıboyayı öğreniyorum. Ohh bee insanın kendisine iyi gelecek adımlar atması kadar güzel bir olay daha yok… Ben hayatımı güzelleştirme yolundayım . Haydi sizler de kendiniz için bir şeyler yapın.. Keyifle tazelenmeniz dileğimle…