Bursa Hakimiyet

Zayıf mı, zaaf mı?

Zayıfım, zayıfsın zayıf… Nedir bu zayıflık zaafımız? Hayatın vazgeçilmezidir kilo. “Zayıfsın”, “Ay kilo aldım”, “Kilo veriyorum”, “Ayşe alkali diyeti yapıyormuş, senin formülün ne?”, “Ayy kız biliyor musun bir de yeşil detoks varmış”, “Oğlum baklava istiyor hatunlar, tabii ki kilo vermek lazım”, “Yok be oğluuum, erkek dediğin göbekli olur, kadın dediğin kalçalı…”
O da olmadı salçalı… Pessss… Evet kabul kötü bir espriydi. Evet de yukarıda yazdığım herhangi bir kilo muhabbetine şahit olduğum an aklımda böyle saçma cümleler halay çekiyor. Yani, büyük küçük demeden herkesin diline yapışan ‘kilo sorunsalı’, yıllara adını yazdıran, ülkenin siyasetine kafa tutan tek gündem maddesi olsa gerek. Hiç eskimeyen tek konu…
Sabah kuşaklarının, öğle programlarının, akşam haberlerinin mutlaka bir köşesinde kilo kontrolü, sağlıklı zayıflama, uzman açıklamaları, alanlarında ün yapanların sağlık üzerinden atışmaları, sürekli diyet listeleriyle gezen, ne yapacağını bilememiş arada kalmış ve de kafayı yemiş insanlar, çocuklukta ağıza tıkılan son lokmalar, ‘aaa yemezsen mutlaka arkadan ağlayacak olan’ son ekmek parçası, yapılamayan sporlar, evlerin bir odasını işgal eden koşu bantları veya bisikletler… Veee şu saniyede aklıma gelen binlerce örnek daha… Eeeh yeter bee… Nedir bu bedenlerimizden alıp da veremediğimiz? Hadi kendimizi geçin çevremize ne oluyor? Birileri kendisine bakmadan başkasının bedeniyle ilgili konuşuyor.
Çocukluğumdan üniversite yıllarımın sonuna dek toplu bir insandım. Bana göre ‘Tombalak’, çevremdeki pek çok kişiye göre ise ‘balık etli’, hatta bir büyüğüme göre ‘Balina da bir balıktır’ örneği…
O dönemlerde “sallamıyorum” desem de acayip derecede kiloyu takan ve buna rağmen de ne yaparsam yapayım kilo veremeyen bir insandım. Benim aksime kız kardeşim hayatı boyunca bir gün bile diyet yapmayan, sporla işi olmayan, ben sömestrlerde sabahları TV karşısında kilo vereyim diye ter dökerken o keyifle uykusunu almayı tercih eden, ne kadar yese de zayıf ve fit kalabilen bir insandı. Hatırlıyorum da, bana bir kıyafet almaya çıktığımızda 10 tane dükkan da gezsek bir etek alamadan eve dönerken, ilk dükkanda kardeşime uygun bir şeyler bulurduk.
İlk gençlik yıllarımın katili olan kilolar yüzünden resmen ‘İçime kaçtığımı’ hatırlıyorum.
Hatta nasıl bir özgüven yoksunluğu yaşamışsam, bir aralar kendimi ‘Hayalet Casper’ gibi görünmez sanmaya başlamıştım… Vay beee, resmen kodum bozulmuş.
Nasıl sessizdim, anlatamam. İnsanlarla diyaloğum bozuktu, üzülsem veya sevinsem de kendi içimde yaşardım. Aayy, çocukluğumu ve ilk gençliğimdeki beni sevip şefkat gösteresim geldi, birden.
Haydi ben alışkınım kilo olayına da kardeşime de kilosuyla ilgili söylenenler varmış ve onu çok üzmüş… Ey insanlar ona karışmayın bari. Ama şu söylenene bir bakın. “Sana gıcık oluyoruz yiyorsun yiyorsun kilo almıyorsun”… Laf mı bu şimdi?
Bizimki de saygıdan “Size ne?” diyemiyor tabii.
Keşke biri denk gelse de benim yanımda kardeşime öyle bir laf etse, ne çok sevinirim, kişiyi kendisiyle yüzleştirmeyi… Çünkü bugünlerde ben, iyiden iyiye kendine dikkat eden, kilosunu sağlık için koruyan bir insanım. Elimden geldiğince yediklerime dikkat ediyor, sporumu yapıyorum. En önemlisi de milletin kilosuyla bedeniyle kilosuyla uğraşacağıma kendimi iyi ve sağlıklı hissedecek adımlar atıyorum. Yani sözün özü, önce herkes kendisine baksın ve kendisiyle uğraşsın arkadaş. Başkasını kıskanmakla olmuyor…
Haa bir de dileğim şu ki, umarım sadece kilo bakımından zayıflayanlardan olursunuz ey dostlar, karakter olarak zayıflayanlara tahammülümüz yok. Ayrıca zayıf olmak yerine sağlıklı olmayı deneyin derim… Naçizane tavsiyemdir… Haydi, bu yazının üzerine bir fincan yeşil çay iyi gider ne dersiniz? Afiyetle…