Marmara’da turuncu alarm: Erken uyarı olarak okunmalı!

Marmara sahillerinde görülen turuncu-kahverengi renklenme endişe yarattı. Çevre Mühendisi Doç. Dr. Efsun Dindar, bu durumun doğrudan müsilaj olmadığını ancak “erken uyarı” olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Haber Giriş Tarihi: 30.04.2026 13:50
Haber Güncellenme Tarihi: 30.04.2026 13:50

Havaların ısınmasıyla birlikte Marmara Denizi kıyılarında ortaya çıkan turuncu-kahverengi renk değişimi, vatandaşları tedirgin etti. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan çevre mühendisi Doç. Dr. Efsun Dindar, söz konusu görüntünün çoğunlukla denizdeki mikroskobik alglerin artışıyla oluşan “fitoplankton çoğalması” olduğunu belirtti.

Dindar, bu durumun tek başına müsilaj anlamına gelmediğinin altını çizerek, “Bu bir deniz çiçeklenmesi. Yani biyolojik bir çoğalma süreci. Ancak Marmara gibi hassas bir ekosistemde bu tür değişimler dikkatle izlenmeli” dedi.

“ERKEN UYARI OLARAK OKUNMALI”

Renklenmenin doğrudan müsilajla eşdeğer olmadığını vurgulayan Dindar, yine de riskin göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti. Dindar, “Müsilajdan farklı bir süreçten bahsediyoruz. Ancak aynı çevresel baskılarla beslenebilir. Bu nedenle tek başına tehlike göstergesi olmayabilir ama Marmara için bir erken uyarı niteliği taşır” diye konuştu. Denizde görülen bu renk değişiminin, özellikle fitoplanktonların kontrolsüz çoğalmasıyla oluştuğunu belirten Dindar, diyatomlar ve dinoflagellatlar gibi organizmaların bu süreçte etkili olduğunu söyledi.

OKSİJEN AZALIYOR, RİSK ARTIYOR

Uzmanlara göre bu tür biyolojik patlamalar; azot, fosfor ve organik madde yükünün artmasıyla doğrudan bağlantılı. Dindar, özellikle çözünmüş oksijen seviyesindeki düşüşün en kritik risklerden biri olduğuna dikkat çekti. Dindar, “Uzun dönemli verilere baktığımızda Marmara’da oksijen azalması, besin tuzu baskısı ve yüksek klorofil-a eğilimi devam ediyor. Bu da sistemin hâlâ hassas olduğunu gösteriyor” dedi.

“PANİK YOK AMA REHAVET DE YOK”

Müsilajın yeniden oluşma ihtimaline ilişkin de konuşan Dindar, net bir uyarıda bulundu:

“Yüzeyde müsilaj görmüyor olmamız, riskin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Marmara’da kirlilik yükü, sıcaklık artışı ve oksijen sorunu devam ettiği sürece müsilaj yeniden oluşabilir. Bugün için panik yok ama kesinlikle rehavet zamanı da değil.”

ATIK SU VE ARITMA SORUNU DEVAM EDİYOR

Marmara Havzası’nın yaklaşık 25 milyonluk nüfus baskısı altında olduğuna dikkat çeken Dindar, sorunun temelinde atık su yönetimi olduğunu söyledi. Bölgedeki arıtma tesislerinin sayıca yeterli görünmesine rağmen, arıtma seviyesinin ve işletme performansının yetersiz kaldığını vurguladı. İleri biyolojik arıtma oranının hala yüzde 50 civarında olduğuna vurgu yapan Dindar, “Bazı bölgelerde hala ön arıtma ile deşarj yapılıyor. Bu da Marmara’ya azot ve fosfor yükünü doğrudan taşıyor” ifadelerini kullandı. Sanayi tesislerinden gelen sıcak soğutma sularının da ekosistemi olumsuz etkilediğini belirten Dindar, bu durumun denizdeki biyolojik süreçleri hızlandırarak dolaylı şekilde müsilaj riskini artırdığını söyledi.

“TESİSLER KAĞIT ÜZERİNDE VAR”

Arıtma tesislerinin çalışma performansına ilişkin çarpıcı bir değerlendirme yapan Dindar, “Kısa ve net söylemek gerekirse yeterli düzeyde çalıştığını söylemek mümkün değil” dedi. Birçok tesisin kapasitesinin üzerinde çalıştığını ve enerji maliyetleri nedeniyle tam verimle işletilmediğini belirten Dindar, “Kağıt üzerinde ileri arıtma olan sistemler, pratikte çoğu zaman daha düşük performans gösteriyor” diye konuştu.

MARMARA İÇİN 3 KRİTİK ADIM

Marmara’nın kurtuluşu için acil atılması gereken adımları da sıralayan Dindar, Azot ve fosfor yükünün hızla azaltılması, tüm deşarjlarda ileri biyolojik arıtmanın zorunlu hale getirilmesi, havza bazlı bütüncül yönetim anlayışının uygulanması gerektiğini ifade etti.

“HEM TEHLİKE HEM UMUT VAR”

Marmara’nın geleceğine dair hem uyarı hem de umut veren bir tablo çizen Dindar, sözlerini şöyle tamamladı:

“Marmara hâlâ ciddi bir baskı altında. Ama ne yapılması gerektiğini biliyoruz. Önemli olan, bu bilgiyi kararlı ve sürdürülebilir politikalara dönüştürmek. Marmara’yı kurtarmak mümkün, yeter ki sorun görüntü kaybolunca unutulmasın.”