Çinli uzman: ABD'nin NATO'dan ayrılması ihtimali bu aşamada son derece düşük

Huazhong Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Kamu Yönetimi Enstitüsü'nden araştırma görevlisi Wang Peng, Sputnik'e demecinde Donald Trump'ın ABD'nin NATO'nun yardımına ihtiyaç duymadığı ve örgütten çekilmeye hazır olduğu yönündeki açıklamalarını yorumladı.

Haber Giriş Tarihi: 18.03.2026 14:09
Haber Güncellenme Tarihi: 18.03.2026 14:09

'Başkan Trump'ın NATO ve müttefiklerinin sorumluluklarına ilişkin son açıklamaları sadece basit bir doğaçlama değil, uzun süredir uyguladığı 'anlaşma odaklı diplomasi' ve 'Herşeyden Önce Amerika' politikasının açık bir tezahürüdür” diyen Wang, sözlerini şöyle sürdürdü:

Geleneksel ittifak sistemine yönelik aşırı baskı söz konusu. Trump'ın temel mantığı, ‘maliyet ve faydaları’ yeniden hesaplamaktan ibaret. Ona göre ABD, NATO ve Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik gibi küresel kamu yararlarının sağlanmasında çok ağır bir mali ve askeri yük üstlenirken aralarında Avrupa, Japonya ve Güney Kore’nin yer aldığı zengin müttefikler çok uzun süredir ‘kaçak yolcu’ konumunda. Bu söylemler, özellikle de Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliğinin NATO ile ilişkilendirilmesi, müttefikleri savunma harcamaları ve stratejik işbirliği konusunda daha büyük tavizler vermeye zorlamak için bir kriz duygusu yaratmayı amaçlayan tipik ‘konuları ilişkilendirme’ stratejisidir. Bu, pazarlık gücü kazanmak için belirsizliği kullanan ‘ticari müzakere’ tarzı bir diplomasidir.

ABD'nin NATO'dan ayrılma olasılığının şu aşamada son derece düşük ve daha çok ‘boş tehdit’ olduğuna dikkat çeken uzman, ancak bu tehdidin güçlü bir stratejik etki yarattığını ve bunun üç nedeni olduğunu vurguladı:

1. Ülke içinde güçlü kısıtlamalar: ABD Kongresi çok uzun zaman önce, Başkanın NATO'dan tek taraflı olarak çekilme hakkına sahip olmadığını açıkça belirleyen bir yasa çıkardı. NATO'dan ayrılmak, ABD'nin İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en önemli stratejik mirasını terk etmek, transatlantik ittifakın temellerini tamamen sarsmak ve Rusya'ya devasa bir jeopolitik zafer kazandırmak anlamına gelir. Bu, Amerikan elitleri ve üst düzey askeri liderliği arasında tamamen kabul edilemez bir fikir birliğidir.

2. NATO'nun ABD için temel değeri: NATO, yalnızca ABD'nin Avrupa üzerindeki kontrolünün bir aracı değil, aynı zamanda Amerikan küresel hegemonyasının da en önemli dayanağıdır. İttifak, ABD’ye Avrupa genelinde askeri üslerden oluşan geniş bir ağı, istihbarat kanalları ve stratejik güç yansıtma yetenekleri sağlıyor. NATO'nun kaybı, ABD’yi küresel bir liderden denizaşırı bir dengeleyiciye (offshore balancer) dönüştürerek küresel etkisine yıkıcı bir darbe indirir.

3. Taktiksel caydırıcılık ve stratejik belirsizlik: Trump'ın güçlü yanı, ‘ayrılmaktan bahsetmenin’ ‘gerçekten ayrılmaktan’ çok daha etkili olduğunu çok iyi anlamasından ibaret. Kendisi İttifakın güvenilirliğini sürekli olarak sorgulayarak ‘ittifakın dağılma riskini’ kendi özel gündemini ilerletmek için kullanılan bir yönetim aracına dönüştürüyor, örneğin müttefiklerden savunma harcamalarını GSYİH'nin yüzde 2'sine veya daha fazlasına çıkarmalarını talep edebiliyor. Müttefiklerin davranışları ABD’nin beklentilerini karşıladığında ise bu tehdit doğal olarak ortadan kalkacak.

Böylece Trump'ın açıklamalarının arkasında müttefikleri ABD ile ilişkilerini gözden geçirmeye, daha büyük sorumluluk üstlenmeye ve stratejik düzeyde Amerika ile daha da yakın bir şekilde hizalanmaya zorlamak gibi daha derin bir amaç gizli olduğunu vurgulayan Wang, "Bu, hegemonyasının göreceli olarak azalmasıyla birlikte ABD’nin dış politikasının araçsallaştırılması ve pragmatizasyonuna yönelik bir eğilimi yansıtıyor. Müttefikler için bu hem bir uyarı sinyali hem de transatlantik ilişkinin güvenilirliğini yeniden değerlendirmek için bir başlangıç ​​noktasıdır. Gelecekte ABD’nin dış politikasını kim yönetirse yönetsin, bu ‘koşullu güvenlik garantileri’ ve ‘güvenlik hizmetleri satışı’ modeli yeni bir norm haline gelebilir" ifadelerini kullandı.