Cumhurbaşkanı Erdoğan: Doğurganlık hızımız düşüyor! Rakamlar hepimiz için tedirgin edici
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Doğurganlık hızımız düşüyor! Rakamlar hepimiz için tedirgin edici
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı'nda açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" ifadelerini kullandı.
Haber Giriş Tarihi: 02.05.2026 14:30
Haber Güncellenme Tarihi: 02.05.2026 14:31
Kaynak:
Haber Merkezi
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgesi tanıtım programında sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Sözlerimin hemen başında; elektronik çağla başlayan, dijital çağla doruğa çıkan zorluklara rağmen aile olma şuurunu hala diri tutan aziz milletimizin her bir yuvasını saygıyla selamlıyor; tüm hanelerimize Rabbimden sağlık, huzur ve mutluluk niyaz ediyorum.
10 yıllık bir dönemde ailelerimizi güçlendirmek, nüfusumuzu artırmak, sosyal ve ekonomik hayatın her alanında ailenin merkezi rolünü sağlamlaştırmak için güçlü bir irade ortaya koyan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde artan tehditler ve tehlikeler karşısında aile müessesesinin asli misyonunu icra etmesine katkı veren sivil toplum kuruluşlarımıza, medyada ve sosyal medyada bu mücadeleye destek olan her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyorum.
"AİLE GÜÇLÜ OLDUĞUNDA BİREYLER- TOPLUM GÜÇLÜ OLUR"
Şu bir gerçek ki; bir milletin gücü sadece ordusunun kudreti, ekonomisinin büyüklüğü veya teknolojisinin ileri olmasıyla ölçülemez. Bunların yanı sıra bir milletin gücü; yuvalarında tüten ocakta, beşiklerinde büyüyen evlatlarda, nesilden nesile taşınan değerlerde gizlidir. Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgemiz, bunun doğrultusunda atılacak adımların aile kurumuna daha da büyük bir güç katacağına inanıyor; ülkemiz, milletimiz ve tüm ailelerimiz için şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.
Hepimiz bir annenin, bir babanın evlatlarıyız. Hepimiz varlığımızı ailelerimize borçluyuz. Evlat olmamız da anne baba olmamız da ailelerimiz sayesindedir. Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilk okuludur. Hayata önce ailede hazırlanılır. Merhamet, şefkat, empati kurmak ilkin ailede öğrenilir. Sevgi ve kardeşliğin ilk tohumu ailede atılır. Vatan, millet sevgisinin ilk adresi ailedir. Şahsiyet ailede oluşur ve o çatı altında tekamül eder. İnsan neslinin ayakta durabilmesini sağlayan da yine ailedir. Aile güçlü olduğunda bireyler güçlü olur, dolayısıyla toplum güçlü olur. Aile zayıfladığında, zayıflatıldığında ise birey zayıflar, toplum kan kaybeder.
Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir. Devletimizin devlet ana olması tesadüf değildir. İnsanımızın gönlünde tüten ocağın aile ocağı, ana ocağı, baba ocağı olması asla ve asla tesadüf değildir. Bu kavramların her birinin temelinde binlerce yıllık hayat tecrübesi, kültür mirası, inanç dünyamızdan neşet eden kadim değerlerimiz vardır.
Dijital tekno kültür çağında aile de dönüşüyor. Elbette ciddi sınamalarla karşılaşıyor. Böyle bir dönemde ülkemiz ve milletimiz için Türkiye'yi yarınlara hazırlamanın gayretindeyiz. 2002'den beri bunun mücadelesini veriyoruz. Hatırlarsanız 2007 yılında en az 3 çocuk diyerek hızla yaklaşan bir tehlikeye dikkat çekmiştik. Bu çağrımız ülkeye dair her konuya ideolojik gözlükle bakanların tepkisini çekmiş, bizi son derece seviyesiz ifadelerle eleştirmişlerdi. Hayat tarzına müdahaleden inanç değerlerimizi hedef alan küstahlıklara kadar nice akıl ve ahlak dışı ithama, iftiraya, edepsizliğe maruz kaldık.
Sonuçta ne oldu? Aradan geçen sürede 3 çocuk çağrılarımızın haklılığı ispat edilmiş oldu. O günlerde bizi eleştirenler bugün hakkımızı teslim etmek zorunda kalıyor. Şundan emin olunuz ki yarın tarih tekerrür edecek. Aileye önem ve öncelik verdiğimiz için bizi bireyi önemsizleştirmekle veya kadını zayıflatmakla suçlayanların iddialarının absürtlüğü ortaya çıkacak. Ailenin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik çabalarımızın doğruluğu gelecekte çok daha iyi anlaşılacak.
Bakınız bunu özellikle şunun için söylüyorum: Türkiye olarak aile ve nüfus meselesinde sadece dünyada yaşanan hızlı değişimlerin etkilerini hissetmekle kalmıyoruz; aynı zamanda 1960’lardan itibaren devreye konulan yanlış politikaların ve algıların olumsuz sonuçlarıyla da yüzleşiyoruz.
Bilhassa yaşı ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar; ülkemizde yıllarca şöyle bir propaganda yağmuruna tutulduk. Bize nüfusla kalkınma arasında birbirine zıt bir ilişkinin olduğu söylendi. Yani nüfus ve doğurganlık arttıkça yoksulluğun artacağı, refahın azalacağı ifade edildi. Nüfus kontrol politikalarını bir tabu haline getirerek en küçük bir aykırı sese, fikre müsaade etmediler. Ayrıca aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar.
Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 351 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk evin neşesi.
10 yılda sofralarımızda yarım milyona yakın küçük kaşık eksildi. Her 2 vatandaşımızdan biri yaklaşık 35 yaşında. Yaşlı nüfus oranımız 2025 itibarıyla yüzde 11,1'e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda.
Milletçe önümüzde geleceğimiz adına endişelenmemiz ve çözümü için harekete geçmemiz gereken bir tablo bulunuyor.
Türkiye, AB'den hala 10 yaş daha gençtir. Ama buna rağmen biz şimdiden gerekli tedbirleri almaya, yarının risklerini şimdiden azaltmaya çalışıyoruz. Hükümet olarak uzu bir süredir güçlü birey, güçlü aile, güçlü toplum şiarıyla marjinal zihniyete rağmen çok önemli adımlar attık.
Yuva kuracak ailelere verilecek destek tutarını 200-250 bin liraya yükselttik. 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarımız tutarını yükselttik. Sosyal konutlardan yararlanmada 3 ve daha çocuklu ailelere öncelik tanıdık. Doğum izni sürelerini yeniden düzenledik. 24 hafta olarak kullanılabilecek. Koruyucu aile olacaklara da 10 gün izin tanıdık.
2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduk. Şimdi bunu üst seviyeye çıkarmak istiyoruz. 2035' kadar Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak belirledik.
10 yılın önceliklerini hayata geçirmek için çalışmalar yürüteceğiz. Mayıs ayının son haftasını Milli Aile Haftası olarak kutlamak toplumsal farkındalığın artırılmasını da sağlayacak.
Sizlere daha iyi hizmet sunabilmek adına sitemizde çerez konumlandırmaktayız. Kişisel verileriniz, KVKK ve GDPR
kapsamında toplanıp işlenir. Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul etmiş olacaksınız.
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Doğurganlık hızımız düşüyor! Rakamlar hepimiz için tedirgin edici
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Tanıtım Programı'nda açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir" ifadelerini kullandı.
İşte Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından satır başları:
Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgesi tanıtım programında sizlerle beraber olmanın bahtiyarlığını yaşıyorum. Sözlerimin hemen başında; elektronik çağla başlayan, dijital çağla doruğa çıkan zorluklara rağmen aile olma şuurunu hala diri tutan aziz milletimizin her bir yuvasını saygıyla selamlıyor; tüm hanelerimize Rabbimden sağlık, huzur ve mutluluk niyaz ediyorum.
10 yıllık bir dönemde ailelerimizi güçlendirmek, nüfusumuzu artırmak, sosyal ve ekonomik hayatın her alanında ailenin merkezi rolünü sağlamlaştırmak için güçlü bir irade ortaya koyan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığımızı gönülden tebrik ediyorum. Aynı şekilde artan tehditler ve tehlikeler karşısında aile müessesesinin asli misyonunu icra etmesine katkı veren sivil toplum kuruluşlarımıza, medyada ve sosyal medyada bu mücadeleye destek olan her bir kardeşime kalpten teşekkür ediyorum.
"AİLE GÜÇLÜ OLDUĞUNDA BİREYLER- TOPLUM GÜÇLÜ OLUR"
Şu bir gerçek ki; bir milletin gücü sadece ordusunun kudreti, ekonomisinin büyüklüğü veya teknolojisinin ileri olmasıyla ölçülemez. Bunların yanı sıra bir milletin gücü; yuvalarında tüten ocakta, beşiklerinde büyüyen evlatlarda, nesilden nesile taşınan değerlerde gizlidir. Aile ve Nüfus 10 Yılı Vizyon Belgemiz, bunun doğrultusunda atılacak adımların aile kurumuna daha da büyük bir güç katacağına inanıyor; ülkemiz, milletimiz ve tüm ailelerimiz için şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.
Hepimiz bir annenin, bir babanın evlatlarıyız. Hepimiz varlığımızı ailelerimize borçluyuz. Evlat olmamız da anne baba olmamız da ailelerimiz sayesindedir. Aile, insanın hem en korunaklı çatısı hem de ilk okuludur. Hayata önce ailede hazırlanılır. Merhamet, şefkat, empati kurmak ilkin ailede öğrenilir. Sevgi ve kardeşliğin ilk tohumu ailede atılır. Vatan, millet sevgisinin ilk adresi ailedir. Şahsiyet ailede oluşur ve o çatı altında tekamül eder. İnsan neslinin ayakta durabilmesini sağlayan da yine ailedir. Aile güçlü olduğunda bireyler güçlü olur, dolayısıyla toplum güçlü olur. Aile zayıfladığında, zayıflatıldığında ise birey zayıflar, toplum kan kaybeder.
Vatanımızın anavatan olması tesadüf değildir. Devletimizin devlet ana olması tesadüf değildir. İnsanımızın gönlünde tüten ocağın aile ocağı, ana ocağı, baba ocağı olması asla ve asla tesadüf değildir. Bu kavramların her birinin temelinde binlerce yıllık hayat tecrübesi, kültür mirası, inanç dünyamızdan neşet eden kadim değerlerimiz vardır.
Dijital tekno kültür çağında aile de dönüşüyor. Elbette ciddi sınamalarla karşılaşıyor. Böyle bir dönemde ülkemiz ve milletimiz için Türkiye'yi yarınlara hazırlamanın gayretindeyiz. 2002'den beri bunun mücadelesini veriyoruz. Hatırlarsanız 2007 yılında en az 3 çocuk diyerek hızla yaklaşan bir tehlikeye dikkat çekmiştik. Bu çağrımız ülkeye dair her konuya ideolojik gözlükle bakanların tepkisini çekmiş, bizi son derece seviyesiz ifadelerle eleştirmişlerdi. Hayat tarzına müdahaleden inanç değerlerimizi hedef alan küstahlıklara kadar nice akıl ve ahlak dışı ithama, iftiraya, edepsizliğe maruz kaldık.
Sonuçta ne oldu? Aradan geçen sürede 3 çocuk çağrılarımızın haklılığı ispat edilmiş oldu. O günlerde bizi eleştirenler bugün hakkımızı teslim etmek zorunda kalıyor. Şundan emin olunuz ki yarın tarih tekerrür edecek. Aileye önem ve öncelik verdiğimiz için bizi bireyi önemsizleştirmekle veya kadını zayıflatmakla suçlayanların iddialarının absürtlüğü ortaya çıkacak. Ailenin korunmasına ve güçlendirilmesine yönelik çabalarımızın doğruluğu gelecekte çok daha iyi anlaşılacak.
Bakınız bunu özellikle şunun için söylüyorum: Türkiye olarak aile ve nüfus meselesinde sadece dünyada yaşanan hızlı değişimlerin etkilerini hissetmekle kalmıyoruz; aynı zamanda 1960’lardan itibaren devreye konulan yanlış politikaların ve algıların olumsuz sonuçlarıyla da yüzleşiyoruz.
Bilhassa yaşı ellinin üzerinde olanlar çok iyi hatırlayacaklar; ülkemizde yıllarca şöyle bir propaganda yağmuruna tutulduk. Bize nüfusla kalkınma arasında birbirine zıt bir ilişkinin olduğu söylendi. Yani nüfus ve doğurganlık arttıkça yoksulluğun artacağı, refahın azalacağı ifade edildi. Nüfus kontrol politikalarını bir tabu haline getirerek en küçük bir aykırı sese, fikre müsaade etmediler. Ayrıca aileyi değersizleştirirken çok çocuklu aileleri cehaletle, taşralılıkla, yobazlıkla suçladılar.
"DOĞURGANLIK HIZIMIZ DÜŞÜYOR! RAKAMLAR HEPİMİZ İÇİN TEDİRGİN EDİCİ"
Evlilik yaşı yükselmekte, boşanma oranları artmakta, bunların bir sonucu olarak doğurganlık hızımız düşmektedir. Rakamlar hepimiz için tedirgin edicidir. Mesela doğurganlık hızımız 2017’den itibaren nüfusun yenilenme seviyesi olan 2,1’in altına indi. 2024’te 1,48’e düşen oranın maalesef 2025 yılında daha da geriye gittiğini tahmin ediyoruz. Ülkemizde 2014’te yılda 1 milyon 351 bin bebek dünyaya gelirken 2023’te bu rakam 1 milyonun altına düştü. Oysa bizim kültürümüzde çocuk evin neşesi.
10 yılda sofralarımızda yarım milyona yakın küçük kaşık eksildi. Her 2 vatandaşımızdan biri yaklaşık 35 yaşında. Yaşlı nüfus oranımız 2025 itibarıyla yüzde 11,1'e yükseldi. Üstelik kırsalda yaşayan yaşlı nüfus çocuk nüfusunu geçmiş durumda.
Milletçe önümüzde geleceğimiz adına endişelenmemiz ve çözümü için harekete geçmemiz gereken bir tablo bulunuyor.
Türkiye, AB'den hala 10 yaş daha gençtir. Ama buna rağmen biz şimdiden gerekli tedbirleri almaya, yarının risklerini şimdiden azaltmaya çalışıyoruz. Hükümet olarak uzu bir süredir güçlü birey, güçlü aile, güçlü toplum şiarıyla marjinal zihniyete rağmen çok önemli adımlar attık.
Yuva kuracak ailelere verilecek destek tutarını 200-250 bin liraya yükselttik. 1 Ocak 2025 itibarıyla doğum yardımlarımız tutarını yükselttik. Sosyal konutlardan yararlanmada 3 ve daha çocuklu ailelere öncelik tanıdık. Doğum izni sürelerini yeniden düzenledik. 24 hafta olarak kullanılabilecek. Koruyucu aile olacaklara da 10 gün izin tanıdık.
2025 Aile Yılı ile ülke genelinde bir bilinçlenmeye vesile olduk. Şimdi bunu üst seviyeye çıkarmak istiyoruz. 2035' kadar Aile ve Nüfus 10 Yılı olarak belirledik.
10 yılın önceliklerini hayata geçirmek için çalışmalar yürüteceğiz. Mayıs ayının son haftasını Milli Aile Haftası olarak kutlamak toplumsal farkındalığın artırılmasını da sağlayacak.
Kaynak: Haber Merkezi
GÜNÜN EN ÇOK OKUNAN HABERLERİ
BAKMADAN GEÇME...
POPÜLER VİDEOLAR