73 yıl sonra yine aynı acı... Dünyanın gözü önünde evlerinden kovuluyorlar
1948 Savaşı'ndan sonra Nekbe Günü'nde İsrailliler tarafından yerlerinden edilen yüz binlerce Filistinlinin bir kısmı bugün Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesi'nde yaşıyor. Bu kez de İsrailli yerleşimciler tarafından evlerinden atılmak istenen bu aileler, ikinci bir 'nekbe' ile karşı karşıya.
DÜNYA , 15 Mayıs 2021 Cumartesi, 11:21
73 yıl sonra yine aynı acı... Dünyanın gözü önünde evlerinden kovuluyorlar

Samira Dacani, ailesiyle birlikte 1956 yılında ilk gerçek evlerine taşındıklarında çok heyecanlı ve mutluydu.

Dacani ailesi, 1948 yılında bugün çoğunlukla Yahudilerin yaşadığı Batı Kudüs'ün zengin mahallelerinden Baka'daki evlerini terk etmek zorunda kalmıştı.

Yıllar boyunca mülteci olarak yaşadılar ve Ürdün'den Suriye'ye, oradan Doğu Kudüs'e dolaşıp durdular. Sonunda sabit bir yere, Doğu Kudüs'ün Şeyh Cerrah Mahallesi'ne yerleşebileceklerdi.

Taşındıktan kısa bir süre sonra Samira'nın babası Fuad Musa Dacani, evlerinin bahçesine 6 fidan dikti ve fidanların her birine çocuklarından birinin ismini verdi. Baba Dacani'ye göre, ailesi de tıpkı bu ağaçlar gibi Şeyh Cerrah'ta kök salacak serpilip büyüyecekti.

65 YILDIR ORADA YAŞIYORLAR

Bugün 70 yaşında olan Samira Dacani ve eşi Adil Budeyri, halen o evde oturuyor. Samira'nın çocukları çoktan büyüyüp yuvadan uçarken, kardeşleri Musa ve Davud'un isimlerini taşıyan fidanlar da kocaman birer ağaç olmuş durumda.

Ancak ailenin kökleri 1 Ağustos'ta, 65 yıllık yuvalarından sökülme tehlikesiyle karşı karşıya. Çünkü İsrail mahkemesi, Samira Dacani'nin İsrailli yerleşimcilere karşı uzun yıllardır sürdürmekte olduğu hukuk mücadelesinde haksız olduğuna karar verdi.

1956'DA 28 AİLEYLE BAŞLADI

Dacani ailesi, İsrail tarafından Şeyh Cerrah'taki evlerinden zorla çıkarılacak olan birçok Filistinli aileden yalnızca biri.

1956 yılında aralarında Dacani'lerin de bulunduğu 28 Filistinli aile Şeyh Cerrah'a yerleştirildi. Bu aileler 1948'de İsrail Devleti'nin kurulmasının ardından patlak veren savaş sırasında yerlerinden edilen kişilerden sadece bir kısmıydı.

Filistinlilerin "Nekbe" yani "büyük felaket" olarak her yıl 15 Mayıs'ta andığı olayda, 750 binden fazla kişi, bugün İsrail olarak bildiğimiz topraklarda yaşadıkları yerlerden kovularak hayatlarını mülteci olarak yaşamak zorunda bırakıldı.

Dacani ailesinin 1956'da yeni evlerinde çekilmiş bir fotoğrafları

MESCİD-İ AKSA'NIN HEMEN YANINDA

O dönemde Doğu Kudüs'ü de kapsayan Batı Şeria bölgesi, Ürdün Krallığı'nın kontrolü altındaydı. Ürdün, Birleşmiş Milletler Filistinli Mülteciler Ajansı'nın onayıyla adını Selahaddin Eyyubi'nin doktoru Hüsameddin el Cerrahi'den alan Şeyh Cerrah Mahallesi'nde 28 aile için evler inşa etti.

Insider'a konuşan Orta Doğu'yu Anlama Enstitüsü Direktörü Diana Buttu, mahallenin tarihini "Nekbe'nin özeti" diye nitelendirdi ve ekledi: "Çünkü yaşananlar Nekbe'nin bir sonucu."

Şeyh Cerrah Doğu Kudüs'teki tek Müslüman mahallesi değil ancak özellikle öne çıkmasının sebebi ise stratejik konumu. Tam Doğu-Batı Kudüs ayrımında yer alan mahalle Şam Kapısı'nın ve Mescid-i Aksa'nın ise hemen kuzeyinde yer alıyor.

ÜRDÜN'DEN TAPULARINI DA ALDILAR

1960'lı yıllarda aileler Ürdün hükümetiyle vardıkları anlaşma sonucunda içinde yaşadıkları evlerin ve evlerin üzerine inşa edildiği arsaların sahibi haline geldi. Aileler üç yılın sonunda sembolik bir ücret karşılığında tapularını alıp mülteci statülerinden vazgeçti. Ancak 1967 Savaşı'nda Ürdün bu bölgelerin kontrolünü kaybetti ve Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ü İsrail denetimi altına girdi.

Ancak uluslararası kamuoyu İsrail'in bu toprakları tek taraflı ilhak etmesini kabul etmiyor ve bölgedeki denetimini işgal sayıyor.

İsrailli aşırı sağcı yerleşimciler, 1972 yılından itibaren bölgede yaşayan Filistinlileri buradan gönderme çalışmalarına başladı. Yerleşimcilerin Filistinlilerin Yahudilere ait topraklarda izinsiz bulunduğu yönündeki iddiaları mahkemeye taşındı ve bugüne kadar devam eden bir hukuk mücadelesi başladı.

Şeyh Cerrah Mahallesi'nin uzaktan görünüşü

MAHKEME ÖNCE FİLİSTİNLİLERİ HAKLI BULDU AMA...

1956'dan beri Şeyh Cerrah'ta yaşayan bir diğer Filistinli olan Muhammed es Sabbağ, o tarihten itibaren yaşananları Anadolu Ajansı'na anlattı. Sefarad Yahudileri Komitesi ile Aşkenazi Yahudileri Komitesi'nin 1972'de bu topraklarda hak iddia etmeye başladığını söyleyen Sabbağ, mahkemenin 1976'da, haklarında dava açılan Filistinli aileler lehine karar verdiğini ve ailelerin yasal bir şekilde bu topraklara yerleştirildiğine hükmettiğini aktardı.

Ancak İsrail mahkemesi, daha sonra, bir önceki kararını yok sayarak "yeni kayıtlara göre" toprak mülkiyetinin İsrailli derneklere ait olduğuna karar verdi ve mahalledeki Filistinlilerin yerlerinden edilmesinin yolu açıldı.

Sabbağ, 1982'de Yahudi yerleşim birimleri dernekleri tarafından Şeyh Cerrah'ta yaşayan 24 ailenin evlerinden tahliye edilmesi için dava açıldığını, yasal sürecin 1991'e kadar devam ettiğini ancak derneklerin bu süreçte mülkiyet haklarını ispatlayamadığını söyledi.

17 Filistinli aileyi temsil eden avukat Tosye Cohen'in 1991 yılında kendilerinden habersiz derneklerle bir anlaşma imzaladığını da belirten Sabbağ, "Anlaşmaya göre, bu toprakların mülkiyetinin İsrailli iki derneğe ait olduğu kabul edildi. Bu şekilde bölgenin gerçek sahipleri, kiracı konumuna düşürüldü" diye konuştu.

KISA SÜRE SONRA TAHLİYELER BAŞLADI

2002'de 43 Filistinli tahliye edildi. Mahkemeler devam ederken 2003'te İsrailli dernekler, elde ettikleri toprak mülkiyeti haklarını bir Yahudi yerleşim birimi şirketine sattı.

Middle East Eye'ın aktardığına göre, 2005'te gelindiğinde İsrail mahkemesi Şeyh Cerrah'ta yaşayan Süleyman Derviş Hicazi'nin sunduğu Osmanlı'dan kalma tapuların geçersiz olduğuna hükmetti.

2008, 2009 ve 2017 yıllarında tahliyeler devam etti. Filistinlilerden boşalan evlere Yahudi yerleşimciler yerleştirilirken Filistinli ailelerin hukuk mücadelesi sonuçsuz kaldı.

Şeyh Cerrah'ta bugün 38 Filistinli aile yaşıyor. Geçtiğimiz aylarda çıkan tahliye kararı, Şeyh Cerrah ile birlikte toplam üç Doğu Kudüs mahallesinde 36 aileyi etkiliyor. İnsan hakları örgütleri 1000'den fazla Filistinlinin evlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğunu ifade ediyor.

Filistinli ailelerin dördü derhal, üçü ise 1 Ağustos'ta evlerinden atılma tehlikesi ile karşı karşıya. Dört ailenin durumlarını belirleyecek Yüksek Mahkeme kararının Mayıs ayı başında çıkması bekleniyordu. Ancak karar en az 1 ay ertelendi. Eğer Filistinli aileler temyiz davasını kaybederlerse, birkaç hafta içinde evlerini boşaltmak zorunda kalacaklar.

ÇATIŞMALARIN BAŞLANGIÇ NOKTASI

İsrail polisinin, evlerinden edilecek ailelerin yakınları ile destekçilerinin haftalardır sürdürdüğü protestolara şiddet kullanarak müdahale etmesi bir haftayı aşkın süredir devam eden kanlı çatışmaların da başlangıç noktası oldu.

İsrail polisi, Gazze'deki Filistinli direnişçilerin belirlediği sürede Şeyh Cerrah'tan ve yine Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'dan çekilmeyi kabul etmedi. Filistinli grupların İsrail'e çok sayıda roket fırlatmasının ardından İsrail ordusu, Gazze Şeridi'ne yönelik "Surların Muhafızı" adıyla askeri operasyon başlatıldığını duyurdu.

İsrail'in Gazze'ye düzenlediği saldırılarda 17'si çocuk, 7'si kadın olmak üzere 83 Filistinli şehit oldu, 487 kişi yaralandı.

"APARTHEID", "SAVAŞ SUÇU"

Aralarında İsrail merkezli B'Tselem'in de bulunduğu insan hakları örgütleri, İsrail'in Yahudi çoğunluğunu korumak adına Filistinlileri Kudüs'ten atmak için uyguladığı politikaları "apartheid" olarak nitelendiriyor.

Son olarak İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün Filistin ve İsrail sorumlusu Ömer Şakir, Twitter'dan bir açıklama yaparak, "Şeyh Cerrah Mahallesi'ndeki planlı tahliye operasyonları, milyonlarca Filistinlinin maruz kaldığı apartheid gerçeğini teyit ediyor" dedi.

Şakir, İsrail hükümetinin İsrailli Yahudilerin Filistinlilerin evlerine el koymasına izin veren bir yasaya dayanarak Şeyh Cerrah'taki Filistinlileri sınır dışı etmeye çalıştığına dikkati çekti.

Birleşmiş Milletler de İsrail'in askeri ablukasının ve Doğu Kudüs'teki yerleşimci varlığının yasa dışı olduğunun altını çiziyor. Son olarak Şeyh Cerrah'la ilgili açıklama yapan BM yetkilileri İsrail'in eylemlerinin "savaş suçu ile eş anlamlı olduğunu" söyledi.

YAHUDİLER İSRAİL VATANDAŞI, MÜSLÜMANLARIN OTURMA İZNİ VAR

İsrail bu suçlamaları reddediyor ve Şeyh Cerrah'taki durumun bir arazi anlaşmazlığı olduğunu öne sürüyor. İsrailli yetkililere göre, Filistinlilerin bu arsa ve evlerde hakkı bulunmuyor.

İsrailli aşırı sağcı yerleşimciler, bu toprakların 1948 Savaşı'ndan önce Yahudilere ait olduğunu iddia ediyor. İsrail yasaları da Yahudilerin bu iddiaları öne sürmesine izin verirken, Filistinlilerin, halen İsrail kontrolündeki bölgelerde yaşasalar bile, aynı savaşta kaybettikleri mülklerini geri almasına imkan tanımıyor.

Kudüs şehri fiili olarak bölünmüş olmakla birlikte İsrail yasalarına göre bir bütün kabul ediliyor ve şehrin iki yakasında yaşayan herkesin eşit haklara sahip olduğu öne sürülüyor. Ancak Doğu Kudüslüler, Yahudi ya da Müslüman olmalarına bağlı olarak farklı haklara sahipler.

Doğu Kudüs'te doğan Yahudiler otomatik olarak İsrail vatandaşı oluyor. Zaten dünyanın neresinde doğarlarsa doğsunlar, tüm Yahudilerin İsrail'den vatandaşlık alma hakkı bulunuyor.

Doğu Kudüs'te doğan Müslümanlara ise şehrin dışında belirlenen süreden fazla zaman geçirdikleri takdirde hemen iptal edilen bir devamlı oturma izni veriliyor. Müslümanların İsrail vatandaşlığına başvurma hakları mevcut ancak başvurudan sonra aylar hatta yıllar süren sancılı ve sonucu belli olmayan bir süreç başlıyor. Üstelik birçok Müslüman İsrail'i işgalci kabul ettiğinden vatandaşlık almak da istemiyor.

MÜSLÜMAN MAHALLELERİNİN SINIRLARI BELLİ

Filistinliler mülk edinme konularında da farklı muameleye maruz kalıyor. Bu nedenle Şeyh Cerrah'taki Filistinliler evlerinden edildikleri takdirde Kudüs'te yaşamaya devam etmeleri çok zor.

İsrail 1967'de bu toprakları işgal ettikten sonra şehrin sınırlarını epey genişletti. Yeni iskana açılan bölgelerde bugün on binlerce yerleşimcinin konutları bulunuyor. Ancak İsrail aynı zamanda Filistinlilerin yaşadığı mahallelerin sınırlarını da çok keskin bir biçimde belirledi. Bu mahallelerin sınırlarının genişletilmesine yasak geldi.

Bugün Doğu Kudüs'te yeni inşa edilen binalarda 220 binden fazla Yahudi yaşıyor. Diğer yandan 350 bin Müslüman yeni inşaat yapılacak sınırlı alan bulunan aşırı kalabalık mahallelerde hayatlarını sürdürmeye çalıyor.

Filistinliler inşaat izinlerini almanın çok pahalı ve zor olduğunu bu nedenle kaçak yapılaşmaya başvurduklarını ya da Batı Şeria'ya taşınmak zorunda kaldıklarını belirtiyor. Batı Şeria'ya taşınan Filistinliler de yukarıda dediğimiz gibi Doğu Kudüs'e dönüp yeniden yerleşme haklarını kaybediyor. İnsan hakları örgütlerine göre Filistinlilere ait mahallelerde bulunan 40 bin konut izinsiz inşa edildi ve yıkım tehlikesiyle karşı karşıya.

"BENİM BU MAHALLEDEN ANCAK CENAZEM ÇIKAR"

Associated Press haber ajansına konuşan Şeyh Cerrah sakini bir insanın evini almanın "insanlık dışı bir eylem" olduğunu söyledi. Kendisinin Şeyh Cerrah'ta doğduğunu, anne-babasının da hâlâ oradaki evlerinde yaşamakta olduğunu anlatan kadın, İsrailli yetkililerin kendisini cezalandırmasından çekindiği için adının açıklanmasını istemedi.

Evlerinden atılma tehlikesi içindeki anne ve babasına birlikte yaşamayı teklif ettiğini de anlatan kadın, "Babam bu teklifi reddetti. 'Benim bu mahalleden ancak cenazem çıkar' dedi. 65 yıldır bu mahallede yaşıyor" diye konuştu.

"Buradan gönderilirsek aldığımı havayı kaybederiz" diyen kaynak Insider'a yaptığı açıklamada da, Filistinlilerin ve dünyanın dört bir yanından insanların tahliyelere karşı harekete geçmesinin kendisine umut verdiğini ve İsrail Yüksek Mahkemesi'nin kararının ertelenmesinde bu durumun etkili olduğunu söyledi.

Söz konusu kişi, "Gördüğümüz baskıdan dolayı memnunum ve kararın ne olacağı belli değil. Tahliye mi edileceğiz yoksa inşallah evlerimizde mi kalacağız hâlâ emin değiliz" diye konuştu.

Önümüzdeki haftalarda İsrail Başsavcısı Avichai Mandelbilt'in Filistinli ailelerin talebi üzerine davaya taraf olup olmayacağı belli olacak. İSrail Yüksek Mahkemesi 10 Mayıs'taki duruşmayı Maldelbilt'in talebi üzerine ertelemişti.

Samira Dacani ise yine AP'ye yaptığı açıklamada, "Bu evde çok güzel anılarım var. Yıllarca kaçtıktan sonra vardığımız cennet gibiydi" derken evini terk etmek istemediğini söyledi. Bununla birlikte taşınması gerekirse işi kolay olsun diye bu yıl çiçeklerini küçük saksılara diktiğini söyleyen Dacani, kardeşlerinin adını taşıyan ağaçların akıbetini ise şimdilik aklından geçirmek bile istemiyor.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR