Bizi kimse tutamaz
TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Muharrem Yılmaz, yeni anayasa sürecini destekleyen bir barış süreci yaşandığını belirterek, "Türkiye bu barış sürecini kalıcı bir şekilde tamamlarsa bizi kimse tutamaz" dedi.
EKONOMİ , 29 Mart 2013 Cuma, 14:35
Bizi kimse tutamaz

Bursa Valiliği ile Capital ve Ekonomist dergileri iş birliğiyle ikincisi düzenlenen "Uludağ Ekonomi Zirvesi", "Yeni Türkiye, Yeni Fırsatlar" konulu oturum ile devam etti.

Toplantıda konuşan TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz, Türkiye'nin konsantrasyonunun batı dünyasın entegre olmaya yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Transatlantik Ticaret ve Yatırım Antlaşmasından bahseden Yılmaz, "Batı dünyası yeniden yapılanıyor. NATO'nun kurulduğu günlerdeki gibi ekonomik NATO kuruluyor. 30 trilyonluk bir ekonomi demek. Buna ilaveten Kanada, Güney Amerika ülkelerini ilave ettiğiniz zaman dünya ekonomisinin yüzde 40'a gidiyorsunuz. Burada sadece yüzde 3 lük verginin kalkmasının oluşturacağı ticaret hacmi önemli değil. Bütün bu pazarlarda ticaretin standartları ve kulları oluşuyor. O kurallara uymuyorsanız ticaretin ne kadar zor olacağının işareti. Biz Türkiye olarak çok dikkatli olmamız gerekiyor. Türkiye eğer bu anlaşmanın dışında kalırsa, bu bizim için büyük bir hayal kırıklığı olur. Bunu kabul edemeyiz. Bunun böyle olmayacağını düşünüyorum" dedi.

Türkiye'nin avantajlarına işaret eden Yılmaz, AB'ye üyelik konusunda gelişmelerin Türkiye'nin çıkarına olduğunu vurguladı. Kıbrıs'taki gelişmelerin Türkiye'nin elini güçlendirdiğini savunan Yılmaz, "Bir müzakere sürecinin açılma ihtimali var. Konsantrasyonumuzu hem batı dünyasının yeniden yapılanmasına ve ona entegre olmaya yöneltmemiz lazım. Hem de bunun yapmanın yolu, AB ile daha yakın olmaktan geçtiğini bilmemiz lazım. Bunu sadece AB üzerinden değil ABD üzerinden de yürütmemiz lazım" diye konuştu.
Türkiye'de AB'nin küçümsendiğini ifade eden Yılmaz, "Kendimizi biraz fazla beğeniyoruz. AB ile ilgili bir sorgulama yapıldığında salonda rahatlama oluyor, buna hakkımız yok. Biz ihracatımızın yüzde 51'inin AB'ye yapar hale geldiğimiz için büyüyoruz. Çünkü AB standartlarında mal üretir hale geldik. AB'ye üye olma süreciyle paralar Türkiye'den dışarı giden nakitler geri gelmeye başladı. Hatta bizim olmayanlar da bıyıklı olmayanlar da geri gelmeye başladı. Türkiye AB'ye yaklaştıkça güven arttı ve para gelmeye başladı. Biz AB'ye sadece bir ticari ortaklık, ekonomimizi geliştirecek standartlara ulaşmak diye mi gördük. AB aynı zamanda bugün hafif keyiflendiğimiz bu ekonomik durumuzu kalıcı kılacak değerleri de ihtiva ettiği için AB'nin peşinde değiliz. Ekonomik başarının demokratik standartları yükseltmekle kalıcı olacağını bilmiyor muyuz? O halde AB hedefini küçümsemeyelim" şeklinde konuştu.

"CARİ AÇIK HALA TÜRKİYE'NİN YUMUŞAK KARNI"

Türk ekonomisi için iç ve dış tehditlere dikkat çeken Yılmaz şunları söyledi:"Türkiye makro dengelerinde önemli bir başarı sağladı. Bunun yanı sıra yatırım ortamının da iyileşmesiyle Türkiye'ye doğru bir yatırım akışı gerçekleşti. Ancak şu dersi almalıyız ki, eğer iş gücü esnekliklerini sağlayamazsak, iş gücünün maliyeti üzerinde, bugün ki durumu devam ettirirsek buralarda rekabet gücümüzü etkileyecek tehlikeler var. Diğer yandan, zannediyorum yatırım ortamımızı cari açık da çok ciddi şekilde etkiliyor. Yüzde 10'lardan yüzde 6'lara düşürdük ama hala Türkiye'nin yumuşak karnı. Üretmeden tüketmek yok, bizim üretim ekonomisini geliştirmemiz lazım."

Refah için demokrasiden taviz verme gibi dünyada bir anlayış olduğunu vurgulayan Yılmaz, toplumların seçime zorlandığını, refah için demokrasinin ertelenmesinin gündeme geldiğini belirterek, TÜSİAD olarak bunu istemediklerini kaydetti.
Yılmaz, yeni anayasa süreci konusunda ise, "Toplumsal sözleşme anayasa. Bu anayasanın Türk demokrasisinin yeni bir seviyeye oluşması açısından bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Bu fırsatı destekleyen güzel de bir barış süreci yaşıyoruz. Türkiye bu barış sürecini kalıcı bir şekilde tamamlarsa, silahtan, terörden,şiddetten kurtulup, uzlaşarak, büyük bir toplumsal mutabakatla bir anayasaya kavuşursa, Türkiye'yi kimse tutamaz" dedi.

Doğan TV Holding Yönetim Kurulu Başkanı Arzuhan Doğan Yalçındağ ise Türkiye'nin son derece başarılı bir 10 yıl geçirdiğini, yüksek büyüme hızlarını yakaladığını belirterek, "Eğer bu parlar performansı devam ederse İtalya, Portekiz gibi rakibi olduğu ülkeleri geride bırakabilir. Ancak 10. ekonomi olmak için Fransa ve Kore'yi de geride bırakmamız gerekiyor. Bizim için yeni dönemde yeni bir vizyon ve strateji gerekecek. Çünkü Fransa ve Kore'yi geçebilmek için yüzde 7 gerekiyor. Şimdiye kadar yaptığımız, alt dallardaki meyveleri toplamak oldu. Şimdi artık üst dallardaki meyveleri toplamamız gerekiyor. Bunun için yeni bir merdivene yeni insanlara ihtiyaç var. Burada teknolojinin çok önemli olacağını düşünüyorum. Genç nüfusa doğru eğitim verirsek, yeni buluşlar üreten bir toplum oluşturursak bu hedefimizi çok kolay yakalayacağımıza inanıyorum" şeklinde konuştu.

500 milyar dolar ihracat hedefi içinde Türkiye'nin doğru yolda ilerlediğini belirten Yalçındağ, çok aktif bir dış politika izlendiğini vurguladı. Toplumsal dönüşüm ve tüketici dinamikleri açısından Türkiye'nin toplumsal bir değişimden de geçtiğini savunan Yalçındağ, daha demokratik ve daha refah içinde bir toplumun oluştuğunu söyledi.

Franke Yönetim Kurulu Başkanı Michael Pieper, Türk hükümetinin teşvik paketini daha da geliştirmesi, Ar-Ge ve inovasyon projelerinin desteklemesi gerektiğini dile getirdi. Katma değeri yüksek ürünlerin üretilmesinin altını çizen Pieper, üniversiteler ile sektör arasında işbirliğinin daha sıkı olması gerektiğini kaydetti.

Pieper, "Türkiye'nin konumu, uluslararası ticaret anlamında çok özel. 4 tarafının 3'ü denizlerle kaplı. Asya'ya ve Avrupa ekonomilerine çok yakın. Bu eşsiz avantajı kullanabilmek için lojistik ve ulaştırma doğru yerde olmalı. Oto yollar daha da artırılmalı. Türk Hava Yolları en hızlı büyüyen hava yolu şirketi. Uçuş noktaları, çalışan sayısı, uçak sayısı ile çok hızlı büyüme gösteriyor. Ben sizi sadece tebrik edebilirim buradan. Türkiye'nin bu ulaştırma anlamında hava yolu ve demiryollarında da çalışmalarını artırması gerektiğini düşünüyorum. Türkiye'de elektrik fiyatları çok yüksek. Ben bunu anlayabiliyorum. Bu doğrudan enerji bağımlılığı ile alakalı fakat bunu çözecek imkanlar da var, Türkiye genç nüfusunu korumalı; mavi yakalıların eğitim seviyesini artırmalı" dedi.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR