Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kültür Sanat Büyük Ödülleri Töreni'nde konuştu
Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri bu yılki sahiplerine, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından takdim edildi.
GÜNDEM , 12 Aralık 2019 Perşembe, 20:24
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kültür Sanat Büyük Ödülleri Töreni'nde konuştu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının satır başları şöyle;

Kültür sanat dünyamızın değerli temsilcileri, kıymetli misafirler, hanımefendiler, beyefendiler, sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle selamlıyorum.

Cumhurbaşkanlığı Külliyesine, milletin evine hoş geldiniz. 2019 yılı Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödüllerini kazanan isimler, Kültür ve Sanat Politikaları Kurulumuz tarafından belirlendi. Biraz önce biyografilerini hep birlikte takip ettiğimiz bu kültür-sanat insanlarımızı tebrik ediyorum. Bildiğiniz üzere bu ödüller 1979 yılından bu yana nice kıymetlerimize, kültür dünyamızın yıldızlarına, sanat camiamızın çınarlarına takdim edilmiştir.

Necip Fazıl Kısakürek, Sedat Hakkı Eldem, Süheyl Ünver, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Yaşar Kemal, Çelik Gülersoy, Metin Erksan, Halil İnalcık, Sezai Karakoç...
Metin Sözen, Niyazi Sayın ve burada sayamadığım daha pek çok değerli kültür-sanat erbabımız bu ödüle layık görülmüştür.

Bugün de listeye bu toprakların yetiştirdiği değerlerden yeni isimleri ekliyoruz.
Ödül takdim edeceğimiz isimlerin her birini kültürümüz ve irfanımız için birer abide olarak görüyoruz. Ülkemiz, her biri defalarca ödüllendirilmeye layık sayısız kültür ve sanat insanına sahiptir. Her yıl burada yaptığımız iş, bu büyük havuzdan adeta bir avuç su alarak gönlümüzü ve ruhumuzu teskin etmektir.

Bu yıl edebiyat alanındaki ödülümüzü Nuri Pakdil üstadımıza takdim etmeyi kararlaştırmıştık. Ancak kendisiyle burada bir araya gelmek ve ödülünü bizzat takdim etmek kısmet değilmiş. Bu vesileyle, kendisine bir kez daha Rabbim'den rahmet ve mağfiret, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Nuri Pakdil denince, gözümüzün önüne, inancının ve mukaddes bildiği değerlerin onurunu yiğitçe taşıyabilmiş, kalem ve kelam ustası bir şahsiyet gelir. Onun, bu coğrafyanın insanlarına miras bıraktığı en büyük değer, dilinden hiç düşürmediği, gönlünden hiç çıkarmadığı Kudüs Sevdası olmuştur. 18 Ekimde ebedi âleme yolcu ettiğimiz Nuri Pakdil Üstadımızın bu kutlu davasına ömrümüz yettiğince sahip çıkmayı sürdüreceğiz.

Sinema alanındaki ödülümüzün sahibi, Türk sinemasının milli ve yerli kimliği için bir ömür harcayan, imkânsızlıklar içinde özgün eserlere imza atan Mesut Uçakan'dır. Reis Bey, Kelebekler Sonsuza Uçar, Anka Kuşu gibi şiir tadındaki sinema eserleriyle sanat hazinemizi zenginleştiren Sayın Mesut Uçakan'ı bir kez daha tebrik ediyorum.

Mazhar-Fuat-Özkan üçlüsü, 1970'li yıllardan beri milletimizin ortak hislerine tercüman olmayı başaran, ülkemizin bütün renklerini bir paydada buluşturabilen eserleriyle gönüllerde taht kurmuştur. Türk pop müziğinde kültürel kimliğimizi kırk yılı aşkın süredir başarıyla temsil ediyorlar. Müzik ödülümüzü bu yıl "Güllerin İçinden", "Buselik Makamına", "Ele Güne Karşı" gibi onlarca ölümsüz eserle içimizi ısıtan Mazhar Alanson, Fuat Güner, Özkan Uğur beyefendilere takdim ediyoruz.

Sayın Devrim Erbil, "resmin şairi" olarak anılan bir sanatçımızdır. Kendisi sanat anlayışını, "Batı'da ekilen tohumların bizim topraklarımızda filiz vermesini bekleyen yaklaşımlara karşıyım. Batı'ya seçici bir duruşla yaklaşmalı, sorunlarımıza kendi üslubumuzla sanatsal çözümler üretmeliyiz" diyerek ifade ediyor. Hocamız, 1950'li yıllardan bugüne bize ait renklerle bezediği eserleriyle, dünyanın her yerinde büyük bir rağbet gören sergileriyle ve birbirinden kıymetli talebeleriyle Türk sanatını dünyaya tanıtmaya devam ediyor. Resim alanındaki ödülümüzü Türk resim sanatına farklı bir üslup kazandıran Sayın Devrim Erbil'e takdim ediyoruz.

Sayın Fuat Başar, dünya çapında birçok hattat ve ebru ustası yetiştiren bir sanatkarımızdır. Kendisi, yüzlerce sergide ve uluslararası sanat etkinliklerinde yer alarak ebru sanatının bütün dünyada tanınmasını sağladı. "Sanat, gönülde yanan aşk ateşiyle pişer ve olgunlaşır" diyen Fuat Hoca, gönlü, nazargâh-ı ilahi olarak kabul ediyor. Evet, geleneksel sanatlar alanındaki ödülümüzü hat ve ebru sanatlarının yeni nesillere aktarılması, sevdirilmesi ve öğretilmesi için bir ömür harcayan Sayın Fuat Başar'a takdim ediyoruz.

Yahya Kemal'e göre bizim devlet kurma ve askerlik dışında, dünya ortalamasının fevkinde olan üç büyük sanatımız vardır. Bunlar mimari, şiir ve musikidir.

Sayın Doğan Kuban, Türk Mimarisinin tarihini inceleyen ve sanat tarihinin sorunlarını farklı bir üslupla dile getiren onlarca akademik esere imza attı. Mimar Sinan'ı, Divriği Ulu Cami'yi, Osmanlı'yı, İstanbul'u, Anadolu'nun mimarlık tarihini, Rönasans'ı anlatan kitap ve makaleleriyle ülkemizin düşünce hazinesine büyük katkılar sağladı. Mimarlık alanındaki ödülümüzü Sayın Doğan Kuban'a takdim ediyoruz.

Sayın Ahmet Yaşar Ocak, İslam kültürü ve düşüncesi üzerine önemli eserler kaleme alan bir hocamızdır. Kendisi, sosyal tarihimizde mühim bir yeri olan tasavvuf erbabını ilmi bir perspektifle inceleyen akademik çalışmalara imza atmıştır. Hocamız, Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler, Ortaçağlar Anadolu'sunda İslam'ın Ayak İzleri, Selçuklu Dönemi, Yeni Çağlar Anadolu'sunda İslam'ın Ayak İzleri, Osmanlı Dönemi gibi pek çok eseriyle tarihe yeni bir bakış açısı kazandırdı.

Sosyal Bilimler alanındaki ödülümüzü Sayın Ahmet Yaşar Ocak'a veriyoruz. Bu yılki vefa ödülümüzü ise Osmanlı coğrafyasında yer alan toplumların Türkiye ile gönül birliği sağlaması için üstün bir gayret sarf eden merhum Prof. Dr. Ahmet Haluk Dursun'a veriyoruz. Merhum Haluk Dursun hocamız, coğrafyanın genişliği ile gönlün, muhabbetin ve ufkun genişliği arasında doğrudan bir ilişki olduğunu söylüyor. Bunun için gençlere hep meraklı olmayı, duyarsızlıktan, ilgisizlikten, heyecansızlıktan kaçınmayı, Allah'a şükrü ve insanlara teşekkürü asla ihmal etmemeyi tavsiye etmiştir. Bu vesileyle kendisini bir kez daha rahmetle yâd ediyorum.

Ödül vereceğimiz değerli kültür-sanat insanlarımızın her birini ayrı ayrı tebrik ediyorum.

Ülkemizin ve milletimizin, maziden atiye uzanan büyük yolculuğuna kendi alanlarında yaptıkları katkılar için, bu değerli kültür-sanat erbabımıza şükranlarımı sunuyorum.

Kültür ve sanatın, tıpkı toprak, tıpkı bayrak gibi bağımsızlığın alamet-i farikalarından biri olduğunu her fırsatta tekrarlıyoruz. Kendine ait kültür ve sanat üretimi, birikimi, politikası olmayan toplumlar, bu bakımdan güçlü toplumların gizli veya açık hegemonyası altında ezilmeye mahkûmdur. Rivayet odur ki, bir İngiliz siyaset adamına "İngiltere sömürgelerini kaybederse yıkılır mı" diye sorarlar. Muhatap, "güçlü bir donanmaya sahibiz, yeniden elde ederiz" der. Karşıdaki, "ya donanmayı kaybederseniz" diye sorar. İngiliz siyasetçi, "yeniden inşa ederiz" der. Son alarak kendisine "Peki Şekspir'i kaybederseniz ne olur" diye sorar. Cevap çok önemlidir: "İşte o zaman İngiltere yok olur". Aynı diyalog mesela Almanya için Göte, Rusya için Dostoyevski, Fransa için Balzak gibi isimlerle tekrarlanabilir.

Ülkelerin ve toplumların geleceğe güvenle bakabilmelerini sağlayan, maddi güçlerinden ziyade medeniyet birikimlerinin gücüdür. Yusuf Has Hacip, "Yurdu kılıçla alırsınız, kalemle tutarsınız" derken, işte bu gerçeğe işaret ediyor. Nizamülmülk de, "Mızrağı bir yere kadar atarsınız, kelimelerin ve düşüncenin menzilinin ise sınırı yoktur" derken, sanki günümüz kültür-sanat iklimini anlatıyor.

Hazreti Ömer, bir gün Herim bin Sinan'ın kızına rastlar. Kaside-i Bürde sahibi Ka'b bin Zübeyr'in babası için yazdığı şiiri kast ederek, "O şahesere övgüler için baban ne verdi" diye sorar. Herim bin Sinan'ın kızı, "Babam ona arık bir at, cılız bir deve, solmuş bir elbise ve çokça da para verdi" diye cevaplar. Bunun üzerine Hazreti Ömer, "Unutma kızım, sizin ona verdikleriniz yok oldu, ancak onun size verdiğini ne zaman eskitebilir, ne da asırlar yok edebilir" diye mukabelede bulunur.

Günümüzde de bir sanat eseri yeri geldiğinde bütün borsalardan, bütün yatırımlardan, bütün rant araçlarından daha fazla kazandırabiliyorsa, sebebi sınırları ve zamanı aşan etkiye sahip olmasıdır. Türkiye, sahip olduğu güzellikler ile bu bakımdan dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ancak lafa gelince kültürel bakımdan çeşitlilik içinde birliği savunanların, kendilerininki dışında tüm renklerin yok edilişine seyirci kaldığını görüyoruz.

Bağdat, Şam, Halep gibi coğrafyamızın kadim medeniyet merkezleri yerle bir edilirken, Paris'te, Londra'da, Roma'da, Berlin'de oturanlar ses çıkarmıyordu. Birinci ve İkinci Körfez Savaşında Irak'ın tarihi ve kültürel mirası ya yağmalanmış, ya tahrip edilmişti. Benzer vandallıklar Afganistan'da da sergilendi. Esasen, bunların hepsi de bizim medeniyetimizin, hatta çoğu doğrudan bizim kültürümüzün eserleridir. Son olarak Suriye'de benzer bir vahşet yaşanıyor. Sadece insanlar değil, onlarla birlikte binlerce yıllık bir tarih ve kültür de yok edilmeye çalışılıyor. Bu coğrafyada yaşamış tüm medeniyetlerin ortak özelliği, Batıya karşı üstünlük sağlamış olmalarıdır. Bugün adeta, binlerce yılın intikamı alma hissiyle girişilen bir saldırıyla karşı karşıyayız.

Müslüman Boşnakları alçakça katledenleri göklere çıkartan, kaleminden kan ve nefret damlayan birine Nobel edebiyat ödülü verildi ve maalesef bir avuç insan dışında kimse buna ses çıkarmadı.

Acaba aynı sessiz tasdik, mesela 100 bin İngilizi, Almanı, Fransızı, İtalyanı, Norveçliyi katleden birini öven kişiye Nobel verilse yine tekrarlanır mıydı? Hiç sanmıyorum. Bu gerçekler bize, kültür-sanat alanında dünya çapında söz sahibi olmadan, hayat hakkımızı bile savunabilmemizin mümkün olmadığını gösteriyor. İnşallah bu doğrultuda yeni bir şahlanışın, yeni bir hamlenin eşiğindeyiz. Yeni yönetim sistemimiz içinde yer alan Kültür Sanat Politikaları Kurulumuz, inşa ettiğimiz kütüphaneler ve opera binaları, destek verdiğimiz projeler bunun işaretleridir. Önümüzdeki yılları eğitimdeki ve kültürdeki eksiklerimizi tamamlama dönemi ilan ettik. Hep birlikte daha çok çalışarak, daha çok üreterek, daha çok mücadele ederek, bu konudaki hedeflerimize de ulaşacağız.

Sanat marifettir. "Marifet iltifata tabidir ve müşterisiz meta zayidir". Sanatçı eseriyle bizi ödüllendirmiştir. Bize düşen de ona iltifat etmektir, takdir etmektir, teşekkür etmektir. Münevverlerimiz, sanatçılarımız, yazarlarımız, şairlerimiz her türlü iltifatı fazlasıyla hak ediyor. Kültür ve sanat hayatımıza çok önemli katkılarda bulunan, özgün eserleri veya hizmetleriyle öne çıkan değerlerimiz için ne yapsak azdır. Kültüre, sanata, edebiyata yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırım demektir. Biz de bu anlayışla büyüyen, gelişen Türkiye'nin büyük iddialarına ve ideallerine yakışır bir kültür-sanat ikliminin tesisine katkıda bulunabilmek için çalışıyoruz. Sanat ile siyaset, ne yazık ki, her zaman bir araya gelemeyen, iki ayrı uçta alanlar olarak görülür. Halbuki biz siyaseti, aynı zamanda bir sanat olarak görüyoruz. Çünkü bize göre, gönülle üretilen, sabırla üretilen her şey sanattır. Sanat, tutkunun, aşkın, sevdanın, adanmışlığın sabır ve estetik imbiğinden süzülmesidir.

İnsanlara hizmet için yüreğini ortaya koymuş, ömrünü adamış, aşkla ve sevdayla çalışmış herkesin, ortaya bir sanat eseri koyduğuna, sanatçı ruhunu teneffüs ettiğine inanıyorum. Tabii asıl olan yapılan işin en iyisini ortaya koyabilmektir. Gençlerimize tavsiyemiz, her biri kendi alanlarının üstadları olan kültür ve sanat insanlarımızı örnek alarak, yeni değerler, yeni eserler üretmenin peşinde koşmalarıdır.

Bu duygularla bir kez daha ödül takdim edeceğimiz kültür-sanat insanlarımızı tebrik ediyorum.

Kültür ve sanatın, tıpkı toprak, tıpkı bayrak gibi bağımsızlığın alamet-i farikalarından biri olduğunu her fırsatta tekrarlıyoruz. Kendine ait kültür ve sanat üretimi, birikimi, politikası olmayan toplumlar, bu bakımdan güçlü toplumların gizli veya açık hegemonyası altında ezilmeye mahkûmdur. Rivayet odur ki, bir İngiliz siyaset adamına "İngiltere sömürgelerini kaybederse yıkılır mı" diye sorarlar. Muhatap, "güçlü bir donanmaya sahibiz, yeniden elde ederiz" der. Karşıdaki, "ya donanmayı kaybederseniz" diye sorar. İngiliz siyasetçi, "yeniden inşa ederiz" der. Son alarak kendisine "Peki Şekspir'i kaybederseniz ne olur" diye sorar. Cevap çok önemlidir: "İşte o zaman İngiltere yok olur". Aynı diyalog mesela Almanya için Göte, Rusya için Dostoyevski, Fransa için Balzak gibi isimlerle tekrarlanabilir.

Ülkelerin ve toplumların geleceğe güvenle bakabilmelerini sağlayan, maddi güçlerinden ziyade medeniyet birikimlerinin gücüdür. Yusuf Has Hacip, "Yurdu kılıçla alırsınız, kalemle tutarsınız" derken, işte bu gerçeğe işaret ediyor. Nizamülmülk de, "Mızrağı bir yere kadar atarsınız, kelimelerin ve düşüncenin menzilinin ise sınırı yoktur" derken, sanki günümüz kültür-sanat iklimini anlatıyor.

Hazreti Ömer, bir gün Herim bin Sinan'ın kızına rastlar. Kaside-i Bürde sahibi Ka'b bin Zübeyr'in babası için yazdığı şiiri kast ederek, "O şahesere övgüler için baban ne verdi" diye sorar. Herim bin Sinan'ın kızı, "Babam ona arık bir at, cılız bir deve, solmuş bir elbise ve çokça da para verdi" diye cevaplar. Bunun üzerine Hazreti Ömer, "Unutma kızım, sizin ona verdikleriniz yok oldu, ancak onun size verdiğini ne zaman eskitebilir, ne da asırlar yok edebilir" diye mukabelede bulunur.

Günümüzde de bir sanat eseri yeri geldiğinde bütün borsalardan, bütün yatırımlardan, bütün rant araçlarından daha fazla kazandırabiliyorsa, sebebi sınırları ve zamanı aşan etkiye sahip olmasıdır. Türkiye, sahip olduğu güzellikler ile bu bakımdan dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Ancak lafa gelince kültürel bakımdan çeşitlilik içinde birliği savunanların, kendilerininki dışında tüm renklerin yok edilişine seyirci kaldığını görüyoruz.

Bağdat, Şam, Halep gibi coğrafyamızın kadim medeniyet merkezleri yerle bir edilirken, Paris'te, Londra'da, Roma'da, Berlin'de oturanlar ses çıkarmıyordu. Birinci ve İkinci Körfez Savaşında Irak'ın tarihi ve kültürel mirası ya yağmalanmış, ya tahrip edilmişti. Benzer vandallıklar Afganistan'da da sergilendi. Esasen, bunların hepsi de bizim medeniyetimizin, hatta çoğu doğrudan bizim kültürümüzün eserleridir. Son olarak Suriye'de benzer bir vahşet yaşanıyor. Sadece insanlar değil, onlarla birlikte binlerce yıllık bir tarih ve kültür de yok edilmeye çalışılıyor. Bu coğrafyada yaşamış tüm medeniyetlerin ortak özelliği, Batıya karşı üstünlük sağlamış olmalarıdır. Bugün adeta, binlerce yılın intikamı alma hissiyle girişilen bir saldırıyla karşı karşıyayız.

Müslüman Boşnakları alçakça katledenleri göklere çıkartan, kaleminden kan ve nefret damlayan birine Nobel edebiyat ödülü verildi ve maalesef bir avuç insan dışında kimse buna ses çıkarmadı.

Acaba aynı sessiz tasdik, mesela 100 bin İngilizi, Almanı, Fransızı, İtalyanı, Norveçliyi katleden birini öven kişiye Nobel verilse yine tekrarlanır mıydı? Hiç sanmıyorum. Bu gerçekler bize, kültür-sanat alanında dünya çapında söz sahibi olmadan, hayat hakkımızı bile savunabilmemizin mümkün olmadığını gösteriyor. İnşallah bu doğrultuda yeni bir şahlanışın, yeni bir hamlenin eşiğindeyiz. Yeni yönetim sistemimiz içinde yer alan Kültür Sanat Politikaları Kurulumuz, inşa ettiğimiz kütüphaneler ve opera binaları, destek verdiğimiz projeler bunun işaretleridir. Önümüzdeki yılları eğitimdeki ve kültürdeki eksiklerimizi tamamlama dönemi ilan ettik. Hep birlikte daha çok çalışarak, daha çok üreterek, daha çok mücadele ederek, bu konudaki hedeflerimize de ulaşacağız.

Sanat marifettir. "Marifet iltifata tabidir ve müşterisiz meta zayidir". Sanatçı eseriyle bizi ödüllendirmiştir. Bize düşen de ona iltifat etmektir, takdir etmektir, teşekkür etmektir. Münevverlerimiz, sanatçılarımız, yazarlarımız, şairlerimiz her türlü iltifatı fazlasıyla hak ediyor. Kültür ve sanat hayatımıza çok önemli katkılarda bulunan, özgün eserleri veya hizmetleriyle öne çıkan değerlerimiz için ne yapsak azdır. Kültüre, sanata, edebiyata yapılan yatırım, geleceğe yapılan yatırım demektir. Biz de bu anlayışla büyüyen, gelişen Türkiye'nin büyük iddialarına ve ideallerine yakışır bir kültür-sanat ikliminin tesisine katkıda bulunabilmek için çalışıyoruz. Sanat ile siyaset, ne yazık ki, her zaman bir araya gelemeyen, iki ayrı uçta alanlar olarak görülür. Halbuki biz siyaseti, aynı zamanda bir sanat olarak görüyoruz. Çünkü bize göre, gönülle üretilen, sabırla üretilen her şey sanattır. Sanat, tutkunun, aşkın, sevdanın, adanmışlığın sabır ve estetik imbiğinden süzülmesidir.

İnsanlara hizmet için yüreğini ortaya koymuş, ömrünü adamış, aşkla ve sevdayla çalışmış herkesin, ortaya bir sanat eseri koyduğuna, sanatçı ruhunu teneffüs ettiğine inanıyorum. Tabii asıl olan yapılan işin en iyisini ortaya koyabilmektir. Gençlerimize tavsiyemiz, her biri kendi alanlarının üstadları olan kültür ve sanat insanlarımızı örnek alarak, yeni değerler, yeni eserler üretmenin peşinde koşmalarıdır.

Bu duygularla bir kez daha ödül takdim edeceğimiz kültür-sanat insanlarımızı tebrik ediyorum.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR