En büyük sınavları yalnızlık
Z kuşağının günde 10 saatinin dijital ekranlarda geçtiği belirtiliyor. Psikolog Bora Küçükyazıcı: "Z kuşağı, ebeveynleri tarafından rekabetçi yapıda yetiştirildi, birinci olmak için programlandılar" "Bu durum beraberinde yalnızlığı ve arkadaşsız kalmayı getirdi. Dijital çağda çocuk yetiştirmek bir sanattır"
YAŞAM , 21 Temmuz 2020 Salı, 08:17
En büyük sınavları yalnızlık

Z kuşağı gençlerin, ebeveynleri tarafından en iyisi olmak için programlandığını dile getiren psikolog Bora Küçükyazıcı, "Sosyal ilişkilerin zayıfladığını fark edip bu durumu kabul eden Z kuşağı, gerçek arkadaşlıkların boşluğundan yakınıyor. Öyle ki çocukluk yıllarından itibaren ebeveynleri tarafından rekabetçi yapıda yetiştirilen Z kuşağı en iyisi olmak, birinci olmak ve herkesi geçmek için programlandılar" diyor. Uzmanlara göre, teknolojinin hakim olduğu çağda doğan ve teknolojiyle iç içe yaşayan 2000 ve sonrasında doğan nesil olan Z kuşağı gençlerinin günde 10 saati dijital ekranlarda geçiyor. Tamamı akıllı telefon ve bilgisayar kullanan Z kuşağı gençleri, kendilerini geliştirmeye çalışıyor ve bunların en az yarısı gelecekte kendi işlerini kurmak istiyor. Z kuşağı gençleri, rekabetçi yapıda yetiştirilmeleri nedeniyle sosyal gelişim açısından yalnızlık durumuyla baş başa kalıyor. Z kuşağı gençlerinin psikolojik durumlarını, psikolog Bora Küçükyazıcı Milliyet'e anlattı.

Sanal arkadaşlık

"Dijital çağda çocuk yetiştirmek bir sanattır" diyen psikolog Bora Küçükyazıcı şunları aktardı: "Sosyal ilişkilerin zayıfladığını fark edip, bu durumu kabul eden Z kuşağı, gerçek arkadaşlıkların boşluğundan yakınıyor. Öyle ki, çocukluk yıllarından itibaren ebeveynleri tarafından rekabetçi yapıda yetiştirilen Z kuşağı, en iyisi olmak, birinci olmak, herkesi geçmek için programlandı. Oysa sosyal gelişim açısından bu durum beraberinde yalnızlık ve arkadaşsızlık durumunu getirdi. Sosyal medya ve dijital oyunlar ile dünyanın her yerinden farklı birçok sanal arkadaşlıklar kurularak, bu yalnızlık hissi azaltılmaya çalışılıyor. Z kuşağı, iyi eğitimli ve vizyoner, yenilikçi yaklaşımları ile şirketlerin gözdesi konumundalar. Lakin bir şirket için Z kuşağı üyesi birisini elde tutmak pek öyle kolay değil. Zira şirket bağlılıkları ya da arkadaşlık uyumları öncelikli belirleyici değil. Bunun yerine kendi ihtiyaçlarını gidermek için ihtiyaç duydukları ekonomik parametreler belirleyici olmaktadır. Rekabet ve sonunda bir ödül var ise tamamlanacak proje için sorumluluk alır ve kendi yöntemleri ile sonuca gitmeyi tercih ederler. Kendilerini geliştirmeye önem veriyorlar ve en az yarısı gelecekte kendi işlerini kurmak istiyorlar. Tüm bunlar, X ve Y kuşağından olan ebeveynler ve yöneticiler için çok iyi anlaşılması gereken durumlardır. Zira siz konuşurken, elindeki telefona bakıp sizi dinleyen bir Z kuşağı üyesi, aslında bir saygısızlık niyetinde değildir. Açık fikirli olan ve kendi tercihlerini önceliklendiren yaklaşım, kimi zaman bulunduğu ortamlarda yanlış anlaşılmalarına neden olabilir."

'Kıyas rahatsız ediyor'

S.A. (16): "Öğrenciyim, buraya boş vakitlerimde paten sürmeye geliyorum. Evde günde 7-8 saat internetteyim. Bu durumdan ailem rahatsız, onlar bu vakti ders çalışarak geçirmemi istiyor. Zaten dersimi yapıyor, kitabımı okuyorum. Bunu sürekli söylemelerinden rahatsız oluyorum. Ailemin sürekli başkalarını örnek göstermesi de beni rahatsız ediyor...."

'Mutluluğu kariyere bağlıyorlar'

M.K.(17): "Lise öğrenciyim. Hayattan öyle büyük beklentilerim yok. Mutlu olacağım bir işim olsun, hayatıma kimse karışmasın yeter. Özgür yaşamak istiyorum, bir yere bağlı kalmak beni mutlu etmez. Çalışıp kazandığım parayla sürekli gezmeyi planlıyorum. Liseyi bitirdikten sonra da bu şekilde yaşamak istiyorum. Din ile ve insanların yaşam biçimiyle ilgilenmiyorum. Bıraksınlar insanlar istediği gibi yaşasın Ailemle kısmen de olsa aynı düşünüyorum. Onlar benim nasıl mutlu olmam gerekiyorsa öyle yaşamamı dile getiriyorlar, bu mutluluğu kariyere bağlıyorlar. Onlara kalsa düzenli bir işim, iyi bir gelirim olsa benden mutlusu yok."

'Emir verilmesi doğru değil'

U.D.(16): "Lise öğrencisiyim, hayata dair büyük planlarım yok. Ama kendi işimin patronu olmak isterim. Kimsenin bana emir vermesini ya da bana karışmasını istemem. Ailemle kesinlikle aynı düşünmüyoruz. Elimde sürekli telefon olması bile annemi rahatsız ediyor. Oyun oynuyor, dizi izliyor ve sosyal medyada arkadaşlarımla vakit geçiriyorum. İnsanların dar görüşlü ve önyargılı olduğunu düşünüyorum. Ben de benim gibi düşünmeyen biriyle istesem de arkadaşlık kuramam, ortak bir nokta yoksa bu zor."

'Hayatı fazla ciddiye alıyorlar'

S.Ç. (18): "Lise öğrencisiyim ve insanların hayatı fazla ciddiye aldığını düşünüyorum. Ben akışına bırakıyorum her şeyi. Aileme kalsa, en iyi okullarda okumam ve kendilerince en iyi meslek neyse onu seçmem gerekiyor. İnternette çok fazla vakit geçiriyorum, aileme kalırsa internet bağımlısıyım ama bence değilim. İnsanların neye inandığı ya da inanmadığıyla ilgilenmiyorum. Sadece hayvanlara ve çocuklara zarar verilmesine çok kızıyorum. Siyasetle ilgilenmiyorum, daha önce oy kullanmadım. Bir dahaki seçimde normalde kullanmam gerekiyor. Kullanıp kullanmayacağım o günkü ruh halime bağlı."

'Empati kurmaya çalışıyorum'

E.K.(19): "En rahatsız olduğum şey kadına bakış açısı. Özellikle ailemin kadına bakış açısı beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Aileme göre; 'Kadın evlensin ve çocuk doğursun', bunu kadının bir görevi olarak görüyorlar. 'Eski kafa' dedikleri tanıma tam da uyuyorlar. Bir kadınla bir erkeğin arkadaşlık yapmasına bile karşılar. Ama kesinlikle ailem gibi düşünmüyorum. Şu anda yanımdaki normal erkek arkadaşım. Kapalı biriyim ancak her görüşten arkadaşım var. Ailem ya da çevremdeki birçok insan gibi düşünmüyorum. Her konuda empati kurmaya çalışıyorum. İnsanların yaşam biçimleri ya da inandıkları ile ilgilenmiyorum. Beni temsil edecek partinin de her kesimden kişiye saygı duyan, onların özgürlüklerini kısıtlamayan bir parti olmasını istiyorum."

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR