Fırsatlar ülkesi ABD
3 haftalık ABD seyahatinden aklıma kazınanlar. Fırsatçı, tabirini sadece olumsuz almamak lazım... Amerikalıların en büyük şansı yeni ülke kurabilecekleri topraklara sahip olması. Şehirlerin bu denli düzenli olmasının en büyük sebebi de bu... İnsanları ise siyasi gerginlikleri nispeten az olması nedeniyle rahat...
EKONOMİ , 27 Mart 2018 Salı, 09:24
Fırsatlar ülkesi ABD

HABER I Onur FİDANSOY I

24 Şubat-17 Mart tarihleri arasında ABD Dışişleri Bakanlığı ile Uluslararası Eğitim Enstitüsü'nün ortaklaşa yürüttüğü bir program çerçevesinde, Washington DC'den başlayarak, New York, Detroit, San Francisco ve Sacramento'da, ülkenin ekonomi politikasında söz sahibi olan kurumlarla görüşmeler gerçekleştirme şansı buldum. Bu ziyaretin gerçekleşmesinde katkısı olan Kemal Mert Uzunsarı ve Aslı Ersoy'a da buradan teşekkürlerimi iletiyorum. ABD'de, yılda bunun gibi 750 civarı program düzenleniyor ve 5 bin civarı ziyaretçi ülkede ağırlanıyor. Masrafların ABD tarafından karşılandığını da belirtelim. Programın amacı ABD'de ekonomi konusunda işlerin nasıl yürüdüğüyle ilgili bilgi alışverişinde bulunmak. ABD Hazine Bakanlığı, FED, IMF, çeşitli ticaret odaları ziyaret ettiğimiz yerlerden sadece birkaçı... Buralardaki görüşmelerde, yetkililerden sunumlar aldık, sonrasında da sorularımızı yönelttik.

TAM BİR BAŞKENT...

Washington DC, bir başkentten bekleneceği şekilde sakin bir yer. Federal kurumların binaları, sokaklardaki insanların ciddiyeti dikkat çekiyor. Şehir merkezindeki pek çok mekan erken saatlerde kapanırken, üniversitenin bulunduğu Georgetown'da geç saatlere kadar açık yerler bulmak mümkün. Üniversite gençliğinin etkisi, Türkiye ile aynı diyebiliriz.

GÜÇ DENGESİ ÇOK

Geçtiğimiz yıl OHAL döneminde bir referandumdan geçtik ve çok az bir farkla da olsa halk, yeni bir sistemle yönetilmeye 'evet' dedi. Bildiğiniz gibi ABD de başkanlık sistemiyle yönetilen bir ülke. Aldığımız ilk sunum Georgetown Üniversitesi'nde öğretim üyesi olarak görev yapan Prof. Dr. Eric Langenbacher tarafından verilen ve ABD'deki yönetimin nasıl işlediğiyle ilgiliydi. Langenbacher'in söylediğine göre, ülkedeki sistem oldukça karmaşık ama temel amaç gücü olabildiğince dağıtmak. Öyle ki 'dünyanın en güçlü' kişisi olarak bakılan başkanın yetkileri aslında oldukça kısıtlı. Supreme Court olarak adlandırılan, bizde Yargıtay, ya da temyiz mahkemesi diyebileceğimiz bir kurum var. Bu kurum diğer bütün mahkeme kararlarını reddederek karar alabiliyor. 1 başkan ve 8 üyeden oluşan bu kurumun üyeleri ömür boyu görev yapacak şekilde atanıyor. Supreme Court, Başkan'ın yanında oldukça güçlü bir kurum... Bu başkanlık sisteminin Türkiye'de kabul edilen sistemle bir alakası bulunmuyor.

ESKİ DEDİKLERİ ŞEHİR 200 YIL

ABD'nin başkenti konumundaki Washington DC'den bahsedelim biraz da... Amerikalıların en büyük şansı yeni topraklar üzerine planlayarak şehir kurabilme imkanı bulmuş olmaları. Öyle ki bize şehir turu yaptıran rehber, "Burası oldukça eski bir şehir, 150-200 yıl önce kurulmuş" ifadesini kullanması bize oldukça gülünç geliyor. Türkiye'de en yeni şehrin kuruluşunun 300-400 yıl geriye dayandığı düşünülünce...
Amerikalılar bu yeni şehir kurma fırsatını en güzel şekilde değerlendirmiş. Şehir planında geniş caddeler ve sokaklar şehri daha ulaşılır kılıyor. Dolayısıyla arabaları da büyük, zira giremeyecekleri bir sokak ya da park edemeyecekleri dar alanlar yok. Araziler geniş olduğu için binalar da oldukça büyük alan kaplıyor. Nispeten eski binalarda betonarme yapılar ön plana çıkarken, yeni yapılanları camla kaplı oldukları için fark etmesi kolay oluyor.

VERGİ ORANLARI DEĞİŞKEN

Amerika Birleşik Devletleri, adı üzerinde çeşitli devletlerden, yani eyaletlerden oluşuyor. Her eyalette de farklı vergi oranları bulunuyor. Washington DC, nispeten daha düşük vergi oranlarına sahip, yüzde 6'lık bir vergi oranı uygulanıyor. Bizdeki katma değer vergisi olarak da tanımlayabiliriz bunu. Örnek vermek gerekirse, bir paket sigaranın ortalama fiyatı Washingtong DC'de 11 dolar civarında. Bu fiyat New York'ta 14 dolara çıkıyor, yüzde 8'lik vergi oranından dolayı.

ABD'de ilk tanıştığım kişi ise, beni havalimanından kaldığımız otele götüren taksi şoförü oldu. Etiyopyalı Edris Duga, 14 senedir ABD'de yaşıyor. Vatandaşlığı alalı ise 8 yıl olmuş. Evli ve 3 çocuk babası. Aynı zamanda Müslüman olan Duga, kurallara uyup, insanlara saygılı davrandığın sürece ABD'de huzurlu bir yaşam sürülebileceğini söyledi. Aylık kazancını da merak ettim tabii ki... 5 bin dolar kazanıyormuş bir ayda. Ülke şartlarına göre iyi bir kazanç sayılabilir. Edris'e neden ABD'ye geldiğini sorduğumda ise, ülkesindeki şartların oldukça zorlayıcı olduğunu söylüyor. Yaşanan iç çatışmalar ve güvenlik endişesi onu ülkesini terk etmeye itmiş. Fırsat buldukça Etiyopya'ya gittiğini de söylüyor. "Peki ABD'de yaşamaktan memnun musun?" diyorum, "Çok şükür" diyor ingilizce.

ABD ziyaretinde ben dahil 9 kişilik bir grupla hareket ettik. İsveç, Bulgaristan, Ukrayna, Almanya, İngiltere, Arnavutluk, Belçika ve Bosna Hersek'ten ekonomiyle ilgili kişiler bir araya geldik. Her ülkeden bir kişinin bulunduğu programda, Brüksel'den gelen Reuters muhabiri ile birlikte iki gazeteciydik.

UYUMAYAN ŞEHİR NEWYORK

Yaklaşık bir hafta Washington DC'de kaldıktan sonra, New York'a hareket ettik. Philedephia yol üzerinde olduğu için oraya da uğradık. Rocky filminde, Balboa'nın antreman yaparken koştuğu meşhur merdivenleri gördük. Buraya bir de Rocky heykeli yapmayı da ihmal etmemişler. Buradaki kısa ziyaretten sonra ise gökdelenler şehri New York'a ulaştık. Bizi trafik karşıladı burada.
New York filmlerde görüldüğü gibi benzersiz bir şehir.

MANHATTAN'DAKİ DEĞİŞİM

New York'ta en çarpıcı bulduğum şey ise bölgedeki değişim. Çinlilerin yoğun olarak yaşadığı 'China Town' oldukça kalabalıklaşmış. Öyle ki kurumların yaptığı gelecek projeksiyonlarında, 2030 yılında, Amerikalı beyazların sayısı, Asyalı, Hispanik ve siyahi vatandaşların yanında azınlıkta kalacak. Başkan Trump'ın göçmenler konusundaki tutumunda bu da etkili olabilir diye düşünüyorum. China Town'ın hemen yanı başında ise İtalyanların yaşadığı Little İtaly bulunuyor. Çinlilerin akın akın bu bölgeye gelmesi ve İtalyan mahallesinde de yaşamaya başlamalarıyla bir 'Çin işgali' ifadesi kullanılır olmuş.

Benim ilk dikkatimi çeken şey ise yolların fazla bozuk olması. Şehir içindeki pek çok yol oldukça kötü durumda. Bunda kışın oldukça sert geçmesi de etkili olmuş.

CENTRAL PARK VE EĞLENCE

New York'ta yaşayan insanların nefes aldığı yer ise Central Park. Hemen herkes bilir bu büyük parkı ama benim en çok ilgimi çeken şey bu parkta gerçekleştirilen bir artistik buz pateni yarışması oldu. Parkta bulunan buz pistinde, küçük çocuklar için düzenlenen bir artistik patinaj şampiyonası yapılıyor. Güzel güzel giyinmiş küçük kız çocukları, müzik eşliğinde buz üstünde hünerlerini sergiliyor. Çocukların anne, babaları, izleyiciler... Oldukça güzel bir ortam var. Çocuklar buz üstünde çok iyi sayılmaz ama çok tatlı oldukları kesin. Aklıma Türkiye geliyor. Türkiye'de halka açık bir parkta böyle güzel bir etkinlik neden yapılmıyor diye düşünüyorum.

İNSANLAR GERGİN DEĞİL!

ABD'de bulunduğum süre içerisinde hissettiğim duyguların başında rahatlık geliyor. Ülkede yaşayan insanlarda bir gerginlik yok. Sokakta kavga eden insan görmek, hatta ağlayan çocuk görmek bile oldukça zor. Siyasi konuların Türkiye kadar ön plana çıkmadığı bir ülkede insanlar çok daha huzurlu yaşayabiliyor.
Türkiye'de de gerginliklerin olmadığı, insanların huzurlu olduğu günleri görmek dileğiyle...
Yarın, Detroit ve San Francisco yazılarıyla devam edeceğim.

ŞİRKETLER FİYAT YÜKSELTİYOR

Manhattan bölgesinde bulunan Little İtaly'de doğmuş ve hayatı boyunca burada yaşamış olan, Ernst Rossi burada bir dükkan işletiyor. Bay Rossi'nin söylediğine göre yaşanan göçün aslında Çinlilerle bir alakası yok. Kısa bir süre önce bölgeye gelerek, binaları satın alan dev emlak şirketleri fiyatları yükseltmeye başlamış. Yıllardır, hatta nesillerdir burada yaşayan İtalyanlar yükselen fiyatlar nedeniyle buradan taşınmak zorunda kalmışlar. Amazon gibi internet sitelerinin yaygınlaşması da işlere vurulan başka bir darbe olmuş. Sözün özü, büyük emlak şirketleri, fiyatları yükselterek, burada yaşayan halkı şehrin dışına gitmeye zorluyor. Düşününce Türkiye'de yaşanandan çok da farklı değil. Sulukule örneğini düşünürsek... Ernst Rossi de bu durumdan elbette ki şikayetçi. Oldukça güler yüzlü bir insan olan Rossi, Türkiye'yi de bildiğini sevdiğini de sözlerine ekledi.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR