Hayko Cepkin'le çok özel
Kendini farklı diye tanımlamasa da birçoğundan farklı, müzik tarzından fiziksel görüntüsüne, fikirlerinden yaşam şekline kadar enteresanlıklarla dolu ve hayatı cesurca yaşayan ekstrem bir kişilik desem, yanıldığımı çok az kişi söyleyebilir ki, onlar da ancak onun benzerleridir...
MAGAZİN , 31 Mart 2013 Pazar, 09:31
Hayko Cepkin'le çok özel

Kendisine özgü ve oldukça ekstrem bir kişilikle birlikteyim şu an. Siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?

Özel biri olarak tanımlamıyorum. Yapmaya karar verdiği şeyleri kafaya koyan, yapmak için hareket eden ama onun olmayacağını ilk etapta çok iyi bilmesine rağmen, olması için çok fazla çalışan biri olarak tanımlarım kendimi. Kendim için söyleyebileceğim şeyler bunlar. Kafama koyarım yaparım ama olmaz bir şeyse en başından bilirim bunu. Olması için çok uğraşırım. Armut piş, ağzıma düş muhabbeti bende yok, o yüzden çok çabalarım.

Yeni deneyimler kazanmak ya da tecrübeler edinmek adına yapılmış bir şey midir bu acaba?

İsteyerek yapılan pek çok şey aslında, kendini rahatlatmak için yapılan bir şeydir. Deneyimden ziyade kendimizi rahat hissetmek içindir. Benim de düşünce tarzım böyle ki, bunları yapınca rahatlıyorum.
Ekstrem sporlar, ekstrem bir söyleme tarzı, size farklısınız diyebilir miyiz?
Aslında bana göre çok farklı değil, çok da normal. Ama sanırım insanlar daha da fazla normalleşme süreci içine girmişler ki söylenen şeyler farklı. Benim söylediklerimi acayip, enteresan, direkt, sözü ağzında ve hemen söyleyen adam gibi düşünüyorlar ama değil aslında bana göre çok normal. Demek ki, çoğunluk söylemek istediklerini söyleyemiyor, içine atıyor, söyleyen birini gördüklerinde ise adama bak çok acayip diyorlar. Aslında değil, o da söylemek istiyordur buna eminim.

Özlenen şeyler bunlar diyebilir miyiz?

Bir insanın bazen sevilme sebebi kendisinde bulamadığı şeyi başkasında bulmasından kaynaklı olabiliyor. Sebepler bunlar aslında...

Hayat da sizin için ekstrem midir?

Hayatı ekstrem ya da düz noktasına sokma bizim elimizdedir. Hayat çok ekstrem ya da çok zor demek mantıklı değil, onu zorlayacak ya da kolaylaştıracak olan kişi yine sizsiniz. Kararlarımız, seçimlerimiz çizdiğimiz yollar hayatı bize farklı kılar.

Size göre farklının tanımı nedir? Neye göre örneğin bu adam farklı dersiniz?

Benim yapmadığımı yapan da bana farklı gelir. Mesela yapmadığım, onun yaptığı değişik bir spor dalı olabilir ya da benim yapmayı çok istediğim ama yapamadığım bir müzik türü yapmıştır. Gerçi hayatta her şeyi yapabilme gibi bir şansımız yok. Bunu iyi bildiğim için onu da çok farklı görmem. Zaten yapabileceğim kadar farklı şeyi yaptım ben hayatımda, ama bu diğer insanlar için farklı gözüküyor. Yaptığı sporla, müzikle, sahnesiyle, duruşuyla, haliyle, tavrıyla, makyajı vs. ile benim de farklı gördüğüm insanlar var tabii ki, fakat zaman gelir ben de yaparım belki. Baktığımız zaman dünyanın kaç yıllık tarihi var. Sahnede makyajından tutun da, enteresan sahne şovlarına kadar, özellikle müzikal değerlendirme ile baktığımızda klasik müziğin kökeninin başladığı dönemler ki- bu 1300-1400 yılları en çok bilindiklerimiz olarak sayıyorum- gerçekten yapılmış her şey. Şu an şunun farkına varıyorum, yaptığımız her şey geçmişimizin bir tekrarı aslında. Yani hiçbir şey yeni değil, dönemine göre tekrarı yapıyoruz o kadar.

Sizin eskiyi tekrar etme döneminiz olacak mı?

Bilmiyorum aslında. Çekilen bir filmin bile bundan önce yazılmış benzer ya da aynı olan bir senaryosu var. Mesela '30 yaşında' diye bir film var. Bir gün çocuk 30 yaşında olmak ister ve sihirle ablası ile yer değiştirirler ve bu hikaye her sene çekilir. 30-35 yaşlarında olanlar çok rahat bu senaryoya 5 defa denk gelmiştir ama 10-12 yaşındaki bir çocuk için yenidir. Bizler Metallica'yı yıllarca dinlemişizdir. Ama o ilk notaları çalmaya başladığımızda, bunu çalıyoruz dediğimizde, aslında 35 yıldır çalınan bir melodidir, ama biz yeni çalıyoruzdur. 40 yaşıma geldim neler geçirdim gördüm diyebiliriz, 40 yaşınızı o an ilk kez yaşıyorsunuzdur. Her şey bir ilk ama tekrardır, ayrıca 40 yaşına ilk bizler girmiyoruz milyonlarca kişi daha önce 40 yaşına girdi zaten.

Sizce gerçek bir rock'çı nasıl olmalıdır?

Bir özellik olarak düşünmüyorum aslında. Herkesin beyaz camda yaratılmış bir rock'çı tanımı vardır. Mesela herkes bir rock'çı gördüğü zaman, o hayatın tamamen o kişiliğe ait olduğuna inanıyor. Aslında öğretilmiş ve kurgulanmış bir senaryo var bu işin içerisinde, bunun için bir tanıma bağlı kalamayabilirsiniz. Benim hayatımla ilgili bir sürü şey bilse insanlar yıkılabilirler. Çünkü kafalarında canlandırdıkları, senaryolaştırdıkları bir rockçı kurgusu var. Rockçıyı genelde kanlı revanlı konser veren, şatoda oturan, hayvan eziyetçisi, kedi avcısı, satanist olarak görmekteler. Soft bir rock türüne baktığımız zaman daha farklı bir kurgu, devamlı seks yapan, nerede uyandığını hatırlamayan, uyuşturucu içen, sahnede kafası 5 milyon olan, olay hatırlamayan, cool adam dediğimiz kurgular var. Bunlar hep TV dünyasının çizdiği bir senaryo, bir oyun, bir kurgudur. Benim hayatımda hiç kimse, hiçbir şeyi bilmese, bu tür müzikle uğraştığım için, bakış açısı böyle bir yaşamım olduğuna dair olacak. Fiks menüdür bunlar. Onun için bir rock kültürüne sahip kişi şöyle olmalıdır tanımı bana uygun değil. Aslında bu her şey için geçerli. Mesela TV'de finans bölümünü sunan her yeri dövmeli adamlar var. Yani kimin ne olduğunu bilemezsiniz. Bir aralar güzel bir kampanya vardı, "Kişiyi şeklen yargılayamazsınız, gün gelir hayatınızı kurtarabilir" diye, bu kampanyada iki fotoğraf vardı aynı kişiye ait, birinde adam rock'çı, diğerinde doktor. Özel hayatında doktormuş bu kişi. Diyeceğim o, bunun bir tanımı yok. Siz nasıl hissediyorsanız öyle yaşamanız gerekiyor. Rock'çı budur böyle yaşayacaktır diye bir kural yok.

BENİ YANLIŞ TANISINLAR DİYE  BİR SÜRÜ ŞEY YAPTIM

Şimdiye kadar kendinizi anlatma telaşı içinde de bulunmadınız, yani öyle bir çabanız da olmadı...

Hiçbir telaşım yok... Hatta yanlış tanısınlar diye bir sürü şey yaptım ki; doğruyla karşılaştıklarında şaşırsınlar diye. Bir insanı tanıyabilmek, tanımak ona emek vermekten geçiyor. O emeği vermediği sürece ben de o kişiyi mesela konserlerimde sahneden aşağıya baktığım zaman görmek istemiyorum. O kişiyi görmek istemediğim için ben de kendime has bir eleminasyon sistemi uyguluyorum ve uyguladım çok da güzel oldu.

Evet, bir konserinizde üzerinize lazer ışığı tutulmuştu ve siz de gayet güzel yanıtını vermiştiniz, hatta bu konser Bursa'daydı sanırım...

Evet, Bursa'da üniversitede böyle bir şey geldi başıma. Özgürlük tanımını insanlara yanlış anlatıyorlar maalesef. Çünkü özgürüz, özgürsünüz, özgürler diye bir tanım havalarda yuvarlanıp duruyor. Evet, özgürüz (ki değiliz, bunu zaten biliyoruz). Bir nevi pohpohlama sistemi, kaosun içinde ferahlama sistemi bu. Kahvenizde bir tek şeker olsun misali. İnsanlarımız da özgür olmadıklarını bildikleri halde, 'özgürsünüz' denildiği için, özgürlüğün nerede sınırlı, nerede başladığı, nerede tükendiği ve bittiği konusunda tam bilgi sahibi değiller. Özgürlük ise, senin özgürlüğün, başkasının özgürlüğünün içerisine girdiği anda bitiyor. Doğru tanımı bilmiyorsa bir kişi, ''ben özgürüm istediğim şeyi söylerim, ben özgürüm istediğim yerde istediğim hareketi yaparım" diye abartarak hareketlerine devam ediyor. Eğer kafası çok iyi çalışmıyorsa, biraz zekasal bir problem ki, bu da karşılaştığımız bir durum. Bu sebepten böylelerine karşı, sürekli bir savunma mekanizması içinde bulunmanız gerekiyor.

Bir de ilahi söylemiştiniz...

Bu da yukarıda bahsettiğim gibi bir şey. Doğru bir anlatım, her şeyin aslında fikren, evrensel bir melodi dağarcığı içerisinde bulunduğu. Söylediğim ilahi, bir dervişin aslında insanlara seslenişi. Orada bu tanım kendi içimde uyguladığım bir tanıma uyuyor. ''Demedim mi'' Pir Sultan Abdal'ın sözlerini yazdığı bir ilahi. Bilgi veren, akıl veren bir kafa bana göre, özellikle onu seçtim çünkü dili de bana uygun, düzenlemesini yapabileceğime çok inandım ve sevdiğim bir nefesti aynı zamanda. Her şey çok basit aslında, anlatabilmenin türlü türlü yolu var.

Son günlerde gergin davalarda duyduk adınızı...

Aksiyon bizde bitmez... Az önce bahsettiğim şey; özgürlük, 'ben istediğim yerde istediğim şekilde söylerim, sen bir sanatçısın bunu yutacaksın' mantalitesiyle hareket eden bir kafa, içine alkol de giriyorsa daha fazla gaza gelebiliyor insan. Ağzını tutamama; albümümde de dil yarası olarak yazdığım şey işte, 'dilimizi tutamama' başımıza bir sürü bela getirebiliyor. Bir insana kafa atmış olsan, tekmelesen, hastanelik olur, hatta karakola gidilir değil mi? Kaldı ki bu iddiayı yapan kişinin arkadaşları da yanındaymış.   Ertesi gün "50 bin TL yi verirseniz bu olanları kadın örgütlerine yansıtmayacağız, yoksa üstünüze salacağız" diye bir ifade de gelince ve bizim parayı vermeyeceğimiz duyulunca ve şikayetin bunun üzerine yapılması fazla manidar değil mi? Tüm yaşananlar kameralı noktada olduğu ve saat saat, dakika dakika kayda alındığı için  zaten bir çekincem olmadı, olamaz da... Hala yargıda, ilk avukatları olan yani parayı ilk isteyen kişi, büyük bir ihtimal kanlarına o girmiş. O baroda zaten başı belaya girecektir, çünkü Savcılık soruşturma açtı. O kayboldu şimdi başka avukatları var.  Ne bir kamera görüntüsü var, kişinin geceyi çok fazla hatırlamamasından dolayı, gazetedeki haberlere çok inanıyor, kafa atmışım ama çorbacıya da götürmüşüm. Çorbacıya götürmediğimi biliyor ama. Vurdu gol oldu hatırlayabilse. Olayın yargı sürecinde canı isteyen gelsin ortalığı karıştırıp gitsin. Benim bir kişiye dava açmam için eşkalini adını soyadını bilmem lazım. Ben tanımıyorum ama o beni tanıyor, istediğini yap git var mı böyle bir şey.

BEŞİKTAŞ MAÇLARINDA  DAVUL ÇALDIM

Koyu bir Beşiktaşlı olduğunuzu biliyoruz. Beşiktaş’a bir marş yazmayı düşünür müsünüz?

Düşünüyorum, ama 10 yıldır Beşiktaş’ın haleti ruhiyesi,  "KANSER OLACAĞINA Beşiktaşlı ol" diyorlar ya onun gibi halimiz o anlayacağınız. Aslında elimizde kalıplar fikirler var, günün birinde yapacağız inşallah.
Peki ya Bursaspor-Beşiktaş arasındaki muhabbetlere ne diyorsunuz?
Boş işler aslında. Kim neyin kavgasını ediyorsa dönüp bakmaları gerekiyor aslında, konu ne diye. Genel huzuru bulamayıp bambaşka yerlere saldırmak isteyen hırçın adamların karşılaşması olarak görüyorum bunları. Ben de bir zamanlar fanatiktim, 3 yıl boyunca Beşiktaş maçlarında davul çaldım, kavgalara karıştım. Bir gün davulsuz maç izlemeye gittim sahanın güzel olduğunu fark ettim. Sportif bir aktivite olarak güzel ve kavgasız bir maç izlemek istiyorum artık. Hala tribünler birbirleriye karışık oturamıyor. Mesela sürekli sosyal paylaşım alanlarında görüyoruz, farklı renk formalar yan yana gelmek zorunda zaten, ama adamlık bu formaların yan yana gelmesi değil. Bunu çok özel bir şeymiş gibi yansıtmak bana saçma geliyor. Anlaşmaları ırksal bir anlaşma olarak göstermek, insanın kafasında soru işareti bırakmaktan başka hiç bir işe yaramıyor.

Klavyenizin üzerinde 'Tek rakibim Richard Clayderman' yazıyormuş, bu doğru mudur?

Evet yazıyor. 2. Klavyede de hatalıysam 0537 ... diye bir şey yazıyor. Ben klavye tezgahımı bildiğin minibüse çevirmiştim. Hatta sahneye çıkmadan önce klavyemin üstü portakal rengi bir peluşla kaplıydı. En son zaten 2 dikiz aynası montelemeye kalkıyordum ki albüm çıkardım yoksa iyiden iyiye minibüs oluyordu.

Hayalinizde bir opera sanatçısı olmak varmış, hala var mı?

Evet öyle bir hayalim vardı, ama artık yok.

Peki ya bir rock operası düşünür müsünüz?

Harbiye Açık Hava'da böyle bir şey yaptık, 6 ya da 7 bölümden oluşan, müzikallerden bölümler sergiledik. Ben 2 bölümde oynadım en çok akılda kalan Jesus Christ Superstar'da Jesus'dum ve hoştu. Müzikallerden pek hoşlanmam, melodileri pozitif tınıladığı için. Ancak Jesus tam bana göreydi.

Yapılacak projeler nelerdir?

Yazın ekstrem sporlara dair TV programı yapıyorduk, onun tekrar bölümlerini çekmeyi planlıyoruz. Yeni sezonda büyük bir ihtimal yayınlanır. Eylül'den itibaren de başka bir turne planı içerisindeyim daha akustik bir plan.

Yurtdışı planları var mı?

Anneke van Giersbergen, Türkiye'ye geldiğinde onunla beraber konser vermiştik. (Eski Gethering grubunun şarkıcı, gitaristi). Türkiye'ye geldiklerinde çok iyi anlaştık ve tekrar geldiklerinde konser yaptık. Sonra bizi Hollanda'ya davet ettiler ve dediler ki bu sefer bizim ekibimiz size çalacak. Onların ekibiyle beraber hem benim, hem onların şarkılarından oluşan bir liste hazırladık. Hollanda'da büyük bir festivalde çaldık dünya müziği üzerine. Orada da çok fazla ilgi gördük, tiyatro tarzı bir şey oldu ayakta alkışlandık. Bundan 1 ay önce Anneke mesaj attı ve 'yeni albümümde beraber bir parça yapmamız mümkün mü?' dedi. Bizim makam ve koma kültürümüz onlarda yok, bu yüzden bizi fazlasıyla sevdiler. Resmen bana uygun bir beste yapmışlar.

SON SÖZ YOK BENDE!

Türk sanat müziğine nasıl bakarsınız?

Timur Selçuk hocadan 2 yıl kadar sanat müziği eğitimi aldım. Ama Türk Sanat Müziği tek sesli yünisan bir müziktir. Yeni bir şey yaratmak pek mümkün değil, zor. Üstüne eklenmiş bir şey yoktur hep var olan eskiler üzerine gidilir. Yeni bir düzenleme yaparım gibi bir düşüncem yok.

Dizi-sinema jenerik müzik yapmayı düşünür müsünüz?

Sinema müziği yaptım ama dizi müziği yapmak benim işim değil. Çünkü, çok fazla zaman ayırmak gerek.
 

Peki ya oyunculuk düşünür müsünüz?

Bir diziye sabit bir oyuncu olabilmek için, zamanla çok iyi anlaşmamız olması lazım. Oyuncu olan arkadaşlarımdan biliyorum haftanın çok rahat 5-6 gününü feda ediyorlar. Ben 4 gün bir yere sabit kalırsam, mümkün değil kendi işime yetişemem.

Oynasaydınız özellikle istediğiniz rol ne olurdu?

Ben genelde arkadaşlarımın bölümlerine senaryosuz, doğaçlama giriyorum, maksat muhabbet olsun gülelim diye yapıyorum. Zevk almaya çalışıyorum. Özel olarak bir isteğim yok. Ama "acayip hikayeler" iyi bir diziydi, zor da bir diziydi zor olduğu için ancak 11 bölüm devam edilebildi. Stok çekilip stoklarla ilerlemek gerekiyordu. Benim konserlerim olduğu için gidemiyordum, konser alanında set kurup orada halletmeye çalışıyorduk, her bölümde cast değişiyor, bir tek ben sabittim. Tekrar hayata böyle bir şey geçme ihtimali üzerinde konuşuyorlar, ancak zaman olayı oldukça ciddi problem.

Peki, son bir söz var mı?

Hayır, son söz yok bende!(Hande Özemre GENÇOMAN)

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR