Refik Saydam'ın hatırı var ama kitler hibe değil satın aldık
Sosyal medyada dün Türkiye'nin 1940 yılında Çin'e kolera salgını için aşı gönderdiği, Çin'in de '2 milyon tanı kitinden 'vefa borcu' olarak ücret almadığı iddiası yayıldı. Ancak Sağlık Bakanlığı yetkilileri bu kitlerin maddi bedelinin ödendiğini söyledi. Bakanlık kayıtları Türkiye'nin 1940 yılında Çin'e Kolera salgını için aşı gönderdiğini ise doğruluyor. Bu aşılar ise 1928 yılında kurulan Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü'nde üretilmiş...
GÜNDEM , 24 Mart 2020 Salı, 12:35
Refik Saydam'ın hatırı var ama kitler hibe değil satın aldık

TÜRKİYE'de aşı çalışmaları 1700'lü yıllara kadar gidiyor. Avrupa'daki gelişmelere paralel olarak 1880'lerde hızlanan çalışmalar 1887'de Mekteb-i Tıbbiye-i Askeriye-i Şahane'de ilk kuduz aşısı üretilmesiyle daha da hızlandı. 1911 yılında tifo, 1913 yılında kolera, dizanteri ve veba aşıları Türkiye'de ilk kez hazırlandı ve uygulandı.

AŞI VE SERUM SERİ ÜRETİMDE

Ancak kurumsallaşma 1928'de Atatürk'ün talimatıyla kurulan Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü ile sağlandı. Birçok aşı ve serum burada başarıyla üretildi. Tifo, tifüs, difteri, BCG, kolera, boğmaca, tetanoz, kuduz aşıları seri üretime geçildi. 1940'ta Çin'e Kolera salgını için aşı ihraç edildi. Yine aynı dönemlerde Yunanistan, Suriye gibi komşu ülkelere de tetanoz ve tifüs aşıları gönderildi.

1950'de enstitü bünyesindeki İnfluenza laboratuvarı Dünya Sağlık Örgütü tarafından Uluslararası Bölgesel İnfluenza (grip) Merkezi olarak tanındı ve influenza aşısı üretimine geçildi. Enstitü 2 Kasım 2011'de 'Sağlık Bakanlığı ile bağlı kuruluşlarının yeniden yapılandırılması' kapsamında kapatıldı. Görev ve yetkileri yeni kurulan Halk Sağlığı Kurumu'na devredildi.

Tıp tarihçisi Prof. Dr. Nuran Yıldırım, enstitü ve kurucusu Refik Saydam hakkında Hürriyet'e şunları anlattı: "Hıfzıssıhha Enstitüsü laboratuvarlarında gıda ve içme sularının denetimi, aşı ve serum üretimi, ilaçların kontrol ve analizi ile halk sağlığını ilgilendiren her türlü araştırma ve inceleme yapılırdı. O yıllarda bulaşıcı ve salgın hastalıklar yaygındı. Bu hastalıklarla mücadeleye ön plana alındı. Hayati önemi olan aşı üretimi çalışmalarına hız verildi. Enstitü 1931 yılında ağız yoluyla uygulanan BCG aşısı üretti. 1932 yılında serum üretimi ülke ihtiyaçlarını karşılayacak seviyeye ulaşmıştı, serum ithalatına son verildi. Ardından çiçek, kuduz ve tifüs aşılarının üretimine başlandı. Böylece dışa bağımlılık büyük ölçüde önlendi. Üstelik; Yunanistan, Suriye ve Irak gibi komşu ülkelere tetanoz ve difteri serumu ihraç edildi."

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR