Seks kediciği olmak için yanıp tutuşuyordum
Sanat dünyası Lars Von Trier'ın ''Nymphomaniac'' filmini tartışıyor. Olay film beraberinde ''seks bağımlılığı'' terimini ve buna bağlı polemikleri de gündeme getirdi. Seks bağımlısı bir kadının neler yaşadığını anlatan senaryo aslında pek çok insanın yaşadığı, pek çoğunun da gizlemek zorunda kaldığı zorlukları göz önüne seriyor...
DÜNYA , 22 Nisan 2014 Salı, 18:06
Seks kediciği olmak için yanıp tutuşuyordum

O gerçek hikayelerden biri geçtiğimiz gün yayınlandı. L. D., 20'li yaşlarında seksi bir oyun olarak görüyordu. Şimdi 40'lı yaşlarını sürüyor ve sabah yabancı biriyle uyanmaktansa evde kalmayı tercih ediyor. Aradan geçen bu süre içinde neler yaşadığını ve tek gecelik ilişkilere olan bakışını Huffington Post'a verdiği röportajda anlatıyor.

İşte o röportajdan satırbaşları:

Tek gecelik ilişkilere inanmıyorum. Buna karşı olduğumu da söyleyemem ama tecrübelerime göre böyle bir şey yok. Eğer arada duygusal bir şeyler yoksa ilgimi çekmiyor. Benim için duygusuz sevişmeler boş bir ritüelden ibaret, soğuk, mekanik bir alışveriş gibi, sonrasında kendimi yalnız ve depresif hissettiğim bir olgu. Tek gecelik seks yaşamaktansa yalnız kalmayı tercih ediyorum artık...

Seks dediğin heyecanlı ve belirsiz bir maceradır, yalnızca kıyafetlerini çıkartıp çıplak kalmak değil, ruhunun da çırılçıplak olduğu bir serüvendir. Bu serüvende kontrol nadiren sizdedir çünkü seks güdüleri güçlü hatta anarşist bir güçtür. Eskiden bu konuda zevk alamaz duruma gelmiştim, seksi bir yüzme havuzu gibi görüyordum. Tereddüt edip kenarda beklemektense dalmayı tercih ediyordum...

Şimdi 40 yaşımı geçtim ve geri dönüp o çılgın geçmişime bakınca neyin kafasını yaşadığımı çok merak ediyorum. Şimdi seksin çok daha tehlikeli ve sürprizlerle dolu olduğunu düşünüyorum...

Partide gördüğünüz o uzun boylu, esmer yakışıklı aslında manipülatif bir pislik olabilir, asla bilemezsiniz. Her ne olursa olsun seks öngörülemez sonuçlar doğurur. Ama ne olursa olsun yeni biriyle seks yapmak sizi değiştirir...

Gençken bu bilince sahip değildim. 70'lerin New York'unda büyüdüm, şamata dolu, seks delisi bir dönem... Seksi özgürlüğün bir anahtarı olarak görüyordum. Büyükanneme öğretilen ''gözlerini kapat ve bırak kocan işini yapsın, sen güzel şeyler düşünmeye çalış'' mantığını delmek, gençliğimin geçtiği dönemin belki de en güzel tanımıydı...

Adeta bu tabuları yıkmak için çabalıyorduk. Ancak bu hırsımız biraz aşırıya kaçmaya başlamıştı. Genç kızlar otel lobilerinde sürtüyor, anne-babalarımız çılgın partiler düzenliyor, lisede öğretmenler öğrencileriyle ilişkiye giriyor ve hiçbiri ne yargılanıyor ne de ceza alıyordu...

Arkadaşlarımla yüksek topuklu ayakkabılar giyer, seksi kıyafetlerle Manhattan caddelerinde düşüncesizce dolanırdık. Seks kediciği olmak için yanıp tutuşuyordum. Ne kadar hırslı olursak başarıya o kadar çabuk ulaşıyorduk...

Olmak istediğim kişinin aslında benimle yakından uzaktan ilgisi olmadığını anlamam yıllar aldı. Görünüşte cesur, maceraya hazır, hiç tanımadığı bir adama teklifte bulunan bir kadındım. Partide tanıştığım bir adama telefon numaramı veriyor, kapıda buluşuyor, evinde bir ya da iki saat geçirdikten sonra sıvışıyordum...

Bunu her yaptığımda hissettiğim zaferle karışık perişanlıktı. Kısa bir süre sonra erkeklere güvenme konusunda sorun yaşayan bir kadına dönüşmüştüm...

Kadın ve erkek arasındaki güç dengesizliğini seks aracılığıyla dengeleyebileceğimi düşünmeye başlamıştım. Seksi bir korunma kalkanı olarak kullanıyordum. Sonuçta mutsuz ve hayattan kopmaya başlamış bir kadına dönüşmüştüm...

İki insan arasındaki kimyayı kimse tam olarak çözemez. Yazarlar, şairler yüzyıllardır bu konuda kafa patlatsa da, ''En şiddetli orgazmın 10 yolu'' makaleleri yazılsa da...

Cinsel performansınızı arttırmak için ilaçlar üretilse de sizi neyin motive ettiği, kiminle kimyanızın uyacağını asla bilemezsiniz...

Kalbimi yatağın dışında tutmayı bıraktığımdan beri seksin mistik bir olgu olduğunu düşünmeye başladım. Hatta romantik insanları soyu tükenmekte olan canlılar olarak görüyorum. 

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR