Wirecard skandalı: Almanya'nın kayıp 'umudu'
'Made in Germany' mottosu özellikle teknik ve sanayi ürünlerinde tüketicilerin tercihini belirleyen bir faktör. Ancak tarihinin en büyük skandallarını yaşayan Almanya'da bu motto artık siyasi arenada da kullanılacak gibi görünüyor.
DÜNYA , 12 Ağustos 2020 Çarşamba, 13:42
Wirecard skandalı: Almanya'nın kayıp 'umudu'

2015 yılında ortaya çıkan Volkswagen (VW) skandalı, uluslararası arenada Almanya'nın itibarını oldukça sarsmıştı. VW, 11 milyon araca yerleştirdiği özel bir yazılım sayesinde karbon emisyon oranlarında hile yaptığını itiraf etmek zorunda kalmıştı. Aradan henüz 5 yıl geçmişken, Almanya tarihinin en büyük skandallarından biriyle daha yüzleşmek zorunda kaldı. Skandal, bağımsız denetim şirketinin, dijital ödeme sistemi Wirecard'ın 2019 bilançosunu imzalamamasıyla baş göstermiş ve İngiliz Financial Times gazetesinin "Inside Wirecard" haber serisiyle artık gizlenemez bir boyuta gelmişti. Wirecard'ın bilançosunda şirkete ait 1,9 milyar euro'nun Filipinler'deki bankalarda olduğu gösterilirken aslında bu paranın hayal ürünü olduğu, şirket yöneticilerinin olmayan gelirler üreterek bu gelirleri Filipinler'e transfer ediyor gibi gösterdiği, böylece şirketin karlılık oranının ve bilançosunun yükseltilerek şirkete yatırım çekilmesi ve borsada şirketin değer kazanmasının amaçlandığının ortaya çıkmasıyla Almanya'nın en büyük finansal skandallarından biri ortaya çıktı.

Alman finans sektörü 'umudunu' kaybetti

Teknik ve sanayi alanında ön plana çıkan Almanya'nın finans sektöründe de gelecekte söz sahibi olması açısından finans sektörünün 'umudu' ve inovasyonun önde gelen kuruluşlarından biri olarak nitelendirilen Wirecard, skandalın ortaya çıkmasıyla birlikte Alman Birleşik Borsa Endeksi DAX 30 indeksinde yüzde 98,8 değer kaybetti. Bu, DAX tarihindeki en büyük ikinci değer kaybı. Wirecard'ın DAX30 indeksine dahil edilebilmesi için, Almanya'nın en büyük ikinci bankası ve DAX'ın kurucu üyelerinden Commerzbank 2018'de indeksten çıkarılmıştı. Wirecard ise bu yolsuzlukta bağımsız denetim şirketinin (Ernst & Young) payı olduğunu iddia ediyor. 2005'ten beri şirketi denetleyen bağımsız denetim şirketi 2019'dan önceki tüm bilançoları onayladığı için denetim şirketinin Wirecard yöneticilerinin 2005'ten beri gerçekleştirdikleri bu yolsuzluğu bilerek görmezden geldiği iddia ediliyor. Wirecard'ın eski CEO'su Markus Braun bu skandaldan ötürü önce tutuklandı, akabinde kefaletle serbest bırakıldı.

İddiaların odağındaki isim: Maliye Bakanı

Wirecard skandalındaki önemli aktörlerden bir diğeri ise Almanya Sosyal Demokrat Partisinden (SPD) Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Olaf Scholz. Scholz, 2019'un başından itibaren Wirecard'ın düzensiz para trafiğinden Bakanlığına gelen bir raporla haberdar olduğu ancak buna karşın bir adım atmadığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Bu iddia koalisyon ortağı CDU/CSU'nun mali işlerden sorumlu yöneticisi Hans Michelbach tarafından da dile getirilmişti. Michelbach, parlementoya zamanında bilgi verilmemesi nedeniyle Wirecard skandalına tepki göstermişti. Benzer şekilde Yesiller Partisi de Scholz'u suclayarak, skandalda çok sayıda cevapsız sorunun bulunduğunu, Scholz'un 2019'un başından beri bu yolsuzluğu bilmesine rağmen gerekli aksiyonları almadığını öne sürmüştü.

SPD'nin Şansölye adayı Maliye Bakanı Scholz

Wirecard skandalındaki sorumluluğuna karşın Scholz, 2021 sonbaharında gerçekleştirilmesi plananan seçimlere bir yıldan fazla bir zaman olmasına karşın partisinin şansölye adayı olarak gösterildi. Scholz, Şansölye Merkel'le birlikte koronavirüs sürecinde Almanya'nın diğer ülkelere nazaran daha az ekonomik hasarla çıkmasını sağladığı gerekçesiyle son zamanlarda popülaritesini artırdı. Bunu fırsata çevirmek isteye SPD yönetimi uzun bir aradan sonra şansölye koltuğunda SPD'den birinin oturması için 2021 sonbaharında gerçekleştirilecek seçimde Scholz'u parti yönetiminin oy birliğiyle aday gösterdi.

Koronavirüs sürecindeki maliye yönetimi her ne kadar Scholz'un halktaki güvenini artırmış olsa da ARD-DeutschlandTrend'in 6 Ağustos'ta yayımladığı ankete göre Scholz'un şansı bulunmuyor. Avrupa genelinde popülizmin artması ve aşırı sağ partilerin yükselmesi nedeniyle sosyal demokrat partiler tarihlerinin en zayıf dönemini geçiriyor. Bu nedenle siyasi rüzgar Avrupa genelinde muhafazakar ve aşırı sağ partilerden yana esiyor. Anketin sonuçlarına göre Birlik (CDU/CSU) oyların yüzde 38'ini, Yeşiller yüzde 18'ini, SPD ise ancak yüzde 15'ini alıyor. Bir diğer dikkat çekici husus ise aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisinin (AFD) oylarını koruyarak yüzde 11 ile SPD'nin hemen arkasında döndüncü parti olması. Scholz'un adaylığı ile SPD yükselişe geçmeyi hedeflese de 2017'de aldığı yüzde 20,5'in oldukça altında bir oranla yarışa başlayacak olan Scholz'un işi zor görünüyor. Üstelik 2017'de SPD'nin aldığı oy 2013'te aldığı oy oranından yaklaşık yüzde 5 daha düşüktü. SPD'nin 2013 seçim sonucu ile ARD'nin anketi karşılaştırıldığında SPD'nin oylarının yüzde 25,7'den yüzde 15'e düştüğü görülüyor.

Almanya imajını kaybediyor

Wirecard skandalının en önemli etkisi, VW skadanlının imaj kaybını toparlamaya çalışan Almanya'nın uluslararası arenadaki imajına bir kez daha kara bir leke sürülmesi oldu. Özellikle uluslararası politikada "gönülsüz hegemon" rolünü üstlenen ve 2008 Euro Krizi'nden bu yana PIIGS ülkelerine (Portekiz, İtalya, İrlanda, Yunanistan ve İspanya) daha şeffaf mali yönetim uygulanması için baskı yapan Almanya'da yaklaşık 2 milyar euro'luk bir yolsuzluğun ortaya çıkması ve bundan Maliye Bakanı'nın haberi olmasına karşın şiketi korumak için ilgili raporun hasır altı edilmiş olması, Almanya açısından büyük imaj kaybına yol açıyor. VW skandalından sonra teknik alanda, Wirecard skandalından sonra ise finans alanında ciddi mali kayıpları olan Almanya için bu krizler maddi kayıplardan çok daha fazlasını ifade ediyor: Almanya uluslararası ekonomide ve politikada imajını kaybediyor.

BUNLAR DA İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR