Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Balıkları da uyuşturduk kendimize benzettik!..
17 Kasım 2019 Pazar, 09:39

İki tatlısu balığı aralarında konuşuyorlar:
- Rafet Abi bak küçük balık geçiyor!
- Elleşme geçsin!
- Avlamayacak mıyız abi?
- Canım istemiyor, bi bezginlik var üzerimde Hilmi!

Antidepresan ilaç kullanan insanların idrarları kanalizasyon marifetiyle tatlı sulara sızınca, özellikle toplu avlanan kimi balık türleri isteksizleşmiş, yumuşamış, 'aman sendeci' olmuş çıkmış!
Ben uydurmuyorum. Bilimsel çalışmalar söylüyor.

Medeniyetimiz, avcılık ve toplayıcılıkta fazla park etmeden, tarım toplumuna, oradan tüketim toplumuna, şimdilerde de eve pizza neyim söylenen, 'ver yiyeyim ot yatayım' toplumuna geçtiğinden beri...
Rızkımızı çıkarmak için fazla meşakkatli işlere meyletmez olduk.

Şehir yaşamı başka kondisyonlar gerektirdiği için, evde işyerinde ve aslında her yerde çok fazla sinir bozan aktiviteye maruz kaldığımızdan bu yana da.
Leblebi gibi antidepresan tüketen insan popülasyonu, bilerek veya bilmeyerek başka canlıları da olumsuz etkilemeye başlamış.
Antidepresanlarla tatlı su balıklarını olağandan daha az saldırgan yaptığımızla kalsak iyi.

Londra King's Koleji tarafından yapılan araştırmaya ne buyurulur:
Thames Nehri'ndeki kokain kirliliği, yılanbalıklarını hiperaktif yapmış.
Gezegeni kendimiz için yaşanmaz kılmakta pek mahiriz.. Bari diğer mahlukata, nebatata, floraya, faunaya zararımız olmasa.

PASİFİK'TEKİ PLASTİK KITA

Antidepresanın yine bir gideri var, değiştirdiği sadece avlanma alışkanlıkları vs.
Okyanuslardaki plastik kıtalarına ne demeli.


Bütün denizlerdeki bütün balıkların yüzde bilmemkaçında plastik kalıntısı bulunmasını diyorum.

Greenpeace'e göre, Türkiye'deki deniz canlılarının yüzde 44'ünde mikroplastik bulunuyor. Kefalde bu oran yüzde 65'e çıkarken, midye yüzde 91'le başı çekiyor.
Az bi 'prozak'la avlanmaktan cayan sualtı alemi, çatır çutur plastik yedikten sonra ne yapmaz.

Ya plastik yemiş su ürünlerini tüketen insanlar!?
16. İstanbul Bienali'nin 'tema'sı '7. Kıta'ydı.

Pasifik'teki, Türkiye'nin iki katından bile büyük plastik kıtayı duymuşsunuzdur. Sadece Pasifik değil, 3'te ikisi suyla kaplı gezegenimizde, yakında kutu gibi 8'inci, 9'uncu, 10'uncu ve 11'inci kıtalarımız olacak.
Hasılı bu nesil, gelecek nesillere çok kötü bir dünya bırakacak!

(Daha fazla tafsilat için Bkz. Namık Göz'ün 'Balık değil plastik yiyoruz' başlıklı yazısı)

DİPSİZ GÖL'ÜN DİBİ!

İnanılır gibi değil. Gümüşhane merkeze bağlı Dumanlı köyü sınırları içinde bulunan Dipsiz Göl, yasal izinle yapılan kazı sonrası susuz göl haline getirilmiş. Valilik ve Kültür Turizm Müdürlüğü'nün verdiği izinle kazılan Dipsiz Göl'de aranan neydi derseniz eğer...

Anadolu'da Roma İmparatorluğu'na ait 4 önemli lejyondan biri olan 15. Apollinaris'in var olduğuna inanılan hazinesi.


Olaya ilk mühim tepki Rize Recep Rayyip Erdoğan Üniversitesi'nden gelmiş. Jeoloji Mühendisliği'nden Prof. Dr Raif Kandemir, gölün son buzul döneminden kaldığını ve 12 bin yaşında olduğunu söylemiş ve eklemiş:
'Böyle kıymetli bir oluşuma, hiçbir uzmana danışmadan, kendi kafalarına göre nasıl müdahale edebiliyorlar. 12 bin yıllık bir değer ve ekosistem göz göre göre yok edilmiştir'

Kazıya, doğrusu bu katliama tepki gösteren gösterene. Tepkilerin ortak paydası şu:

'Göl suyla doldurulabilir ama asla eski göl olmaz. Orada yok edilen ekosistemin yeniden oluşması yüzyıllar alır...'

Ne diyelim.. Hazine aramak için 'dünya hazinesi' bir gölü, kuru göl haline getirmek ancak ve sadece Türk İdari Sistemi'nin başarısı olabilirdi, öyle de oldu.

Açgözlü cehaletimiz de dipsiz, iyiden iyiye anladık onu..