Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
İskambil kâğıtları
02 Haziran 2020 Salı, 08:06

Yeni normal dönemin yasakları sayılırken, algıda seçicilik diyelim, en çok 'iskambil' sözcüğü dikkatimi çekti.
As'tan başlayıp papaza kadar 4 seri. Sinek, karo, kupa, maça.
İskambil oynamak yasakmış, 1 Haziran'da başlayan 'sınırlı ve sorunlu' normalleşme sürecinde.
Spor yapmak serbest, iskambil oynamak yasak.
Bence de öyle olmalı zaten!
Karikatürize ederek anlatayım. Bir lokale girdiniz, 4 kişi oturmuş, ellerinde 'iskambil' kağıtları, al papazı ver kızı, oyun oynuyorlar.
O 4 kişinin spor yaptığına inanır mısınız?
Soruyu daha anarşik hale getireyim:
O 4 kişinin sırf iskambil kağıtları ile oyun oynadıkları için ceplerinde 'sporcu lisansı' olduğunu söylesem, yani bildiğin sporcu lisansı, Hagi'nin, Alex'in Batalla'nın cebindeki gibi, inanır mısınız?
Evet. Yazının bu aşamasında 'claim' yapıyorum ve durumu, herkese 'açık ve seçik' izah ediyorum:
Briç diye bir 'akıl oyunu' var ve bu oyun, 'zihin sporu' kabul ediliyor. Normal sporda ne varsa, bunda da var. Sporcu var en başta, takımlar var, kulüpler var dolayısıyla federasyonlar var..
Doğaldır ki, maçlar yapılıyor, bazen şehir bazında, bazen ülke çapında, bazen de beynelmilel münasebet havasında. Yani mili oyuncular var, Bursa'da da.
İşin sonunda şampiyon olmak var. Madalyaysa madalya, kupaysa kupa!
Olimpiyatları da yapılıyor dememe gerek kalmadı herhalde.

KADİM BİR OYUN...

Yeni sporlar türedi ya şu son 10 yıllarda. Bocci gibi, körling gibi.
Briç onlardan değil. Epeyce kadim. Birkaç yüz yıldır oynandığı biliniyor.
Arzu Arınel'in 'Son Osmanlılar' isimli ölümsüz eserinden öğrendiğimize göre, Yemen çöllerinde Türk subayları oynuyormuş.
İpek Çalışlar'ın 'Latife' isimli kitabından öğrendiğimize göre, Latife Hanım da oynuyormuş. Atatürk'ün, İsmet İnönü'nün (çok iyiymiş diyorlar!) oynadığı da biliniyor. Belgeler var.

SEYİRCİLER, YANCILAR...

Bir spor karşılaşmasını kaç kişi izleyebilir?
Futbol maçında izleme kapasitesinin ucu açık. Stattaki 60 bine, TV yayını marifetiyle 2-3 milyar kişiyi daha ekleyebilirsiniz!
Basketbolu, voleybolu ve seyircili diğer tüm sporları da bol seyirci listesine ekleyin. Ne oldu bu sporlardaki korona günleri hali!?
Alayı yüzüne ışık tutulmuş tavşan gibi, oturduğu yere mıhlandı.
Göğüs göğüse mücadele var çünkü. Markaj var. Temas var.
Hasılı sporcuların sahada, parkede, kortta, ringde bir araya gelmesi zorunluluğu, çoğu spor dalının elini kolunu bağladı.
Tenis gibi sporlar biraz daha avantajlı. Ama en azından Federer ve Nadal'ı (Cokoviç yazmayı beceremiyorum da!) bir araya getirmeniz lazım, bir maç organize edecekseniz.
Briç, bu yeni döneme, yani korona günlerine en çabuk reaksiyon veren, en çabuk çözüm üreten spor dalı oldu diyebilirim.
Tüm organizasyonlar ışık hızında 'online' ortama taşındı. Spor sporluğundan ödün vermedi. Tek eksik, yüz yüze temaslar, özlenen arkadaşlar, yani sosyalleşme. Ama zaten briç online ortamların sporu sanki.
Düşünün, Federer ve Djokovic (Allahım mahcup etme!) bir araya gelmeden olmaz. Ama benim takım arkadaşlarımın biri İzmir'de, biri Trabzon'da biri Belçika'da (bu doğru) olabilir.
Rakiplerimiz Arjantinli, Kanadalı ve Çinli olabilir. Hepimiz bir masada oturabiliriz!
Normal fiziki şartlarda bir masayı 4 yancı izler. Oyundan çayını içer, arada 'senin el ispati oynamazdı' falan der. Online ortamda bir masayı binlerce kişi izleyebiliyor. Hem de evde çayını kahvesini yudumlarken, belki üzerinde pijamaları olduğu halde.
Yazıda briççilerin düşen çenelerini toplamada sorun yaşadıklarını da öğrenmiş olduk. Daha kötüsü, Faruk Parıltan beyefendiyle birlikte bir Türkiye ikinciliğimiz olduğunu anlatamadan, (mevsim değişti, yaz geldi) yazı bitti.