Adnan BAŞTOPÇU

Adnan BAŞTOPÇU

adnanbastopcu@bursahakimiyet.com.tr
Yazara Ait Diğer Köşe Yazılarını Listele
Mağdur yoksa ceza da yok!
27 Ekim 2019 Pazar, 09:04

Haberi okudum, kanım dondu.
Bizim İsmail Saymaz yazmış. Şöyle:
19 yaşındaki Ayşenur, amcasının oğlunun tecavüzüne uğradı. Bir çocuk annesi Ayşenur tecavüzü eşine ve babasına anlattı. Üç gün sonra not bırakıp canına kıydı. Sanık kuzene 14 yıl ceza verildi. Fakat Yargıtay, 'Mağdur öldü, başka tanık yok' diyerek cezayı bozup sanığı tahliye etti.
Bir küçük detay daha. Sanık ve mağdur arasında tam 1612 kere mesajlaşılmış.
Çoğu sanığa ait bu mesajların.
İçimiz kanasa da, vicdanımız rahatsız olsa da, şu adaletsizliğe isyan da etsek, hukuk karşısında boynumuz kıldan ince.
Tanık yoksa, ceza da yok..
Buymuş demek...
Peki, şu soruyu sormak da mı hakkımız değil!
Bu teknolojik olanaklarla, şu geldiğimiz iletişim çağında şu mesajlar deşifre edilip, mağdur lehine kullanılamaz mıydı?
Dijital alemde her 'tık'ımız, her parmak izimiz, her beğenimiz, her paylaşımımız, bir biçimde bir yerlerde depolanıp 'büyük veri' haline getirilip pazarlanırken, kapitalizmin hizmetine sunulurken...
Şu vahim hadisenin dijital verileri neden delil değil?
NOT: Diyeceksiniz ki, ohoo ne olaylar oldu böyle. Sanıklar suçlu oldukları kabak gibi belliyken, sırf mahkemeye takım elbiseyle geldikleri için 'iyi halden' kaç kere tahliye edilmedi mi?

BASKIYI DURDURUN!

Epeyce geç bir vakitte, 'WhatsApp'ın mesaj ıslığı, gecenin sessizliğini bozdu. Kim bu saatte mesaj atan diye telefona baktım. Gazeteci arkadaşım Serkan Yetişmişoğlu!
1970'li yılları anlatan 'Kurşun' isimli bir dönem dizisinde başrol 'Gazeteci Leyla' diye bir karaktermiş. (Sivildeki adı Burçin Terzioğlu) Dizinin fragmanında diyormuş ki Abla:
'Baskıyı durdurun, yarın bütün manşetler değişecek!'
Serkan'ın gecenin bir yarısı bana bu mesajı atmasının sebebi hikmeti, içimdeki yarayı bilmesinden.

32 yıllık gazeteciyim. Allah bana bir kez bile şu klişe lafı etmeyi nasip etmedi:
'Baskıyı durdurun!'
İçimde uktedir!
Muhabirlik yılları... Bir nedenle Ahmet Emin Yılmaz Ağabeye uğradım. Basak Caddesi'ndeki 'Doğru Hakimiyet' te o sıralar Yazı İşleri Müdürü.
Ben de Cumhuriyet'te çalışıyorum. Önemli ama küçük bir haber vardı elimize gelen. Bizim gazetede çoktan basılmıştır o saatte, bari Ahmet Abi'yi bilgilendirelim diye düşünmüş olmalıyım.
O haberle mi ilgiliydi, başka bir haberle mi, şimdi anımsamıyorum.
Ahmet Abi, matbaaya doğru inen merdivenlerin başına geldi ve aşağıdaki işçilere...
'Baskıyı durdurun!' diye bağırdı.
O gün nasıl hayran hayran baktıysam Ahmet Abi'ye, hâlâ idolümdür! (Allah var, Ahmet Abi ilerleyen yıllarda bu hayranlığı boşa çıkaracak hiçbir olumsuzluk yapmadı, hâlâ abim gibi sever- sayarım)
Dönersek yeniden konumuza.. Kağıda basılı gazetecilik yoğun bakımda kurtulması zor hastalar gibi bir süreç (buna terminal dönemi denir) yaşıyor.
Yani, dijital gazetecilik hızlı adımlarla geliyor, kağıda basılı gazetecilik ağır ağır direne direne piyasadan çekiliyor.
Baskıyı durdurun lafı da tarihin tozlu raflarındaki yerini alıyor.
1. Gazeteci Leyla'nın daktilosuna bakın! Olimpia.. Aynısı benim de vardı.
2. Yeni bir haber, yeni bir manşet bu mesleği yapanları her zaman heyecanlandırmaya devam edecek. Ama gelecekte 'baskıyı durdurun!' yerine 'Birinci sekmeyi kaldırın, şu haberi birinci sekme yapın!' lafı alacak. Meslek hayatım baskıyı durdurun diyemeden geçti, korkarım şu haberi birinci sekme yapın diyemeden de bitip gidecek...
3. Yazıyı okuyan Namık Göz'ün notu: Diziyi izledim. Hiçbir muhabir matbaaya inip baskıyı durdurun diyemez. Bu detay saçma olmuş!

GEVREK GEVREK GÜLMEK!

Televizyonda izledim. Bir Türk girişimci gitmiş İspanya'da simit sarayı açmış. Muhabir soruyor işler nasıl diye. Adam cevap veriyor:
'İlk günlerde 7-8 satıyordum. Bu ara işler biraz açıldı, 10-12'ye çıktık! Ama yılmak, pes etmek yok. Amacım günde 80 simit satmak. Ben bu simidi sevdireceğim İspanyollara!'
Adam o kadar yatırım yapmış, verdiği sayılar en kötü satış yapan simitçiyi bile 'gevrek gevrek' güldürecek cinsten. Böyle bir coğrafi damak tadı var, ülkeden ülkeye değişen.
Bizim ahalinin alayı simit yer. İspanya'da koca gün 10 simit sattım diye sevinirsin!
Bu konuyu açmam sebepsiz değil. 'Yoğurt'tan sonra 'simit' de Oxford Sözlüğü'ne girmiş.
Hatta bu durum üzerine mavra bile dönmüş. Ünlü gurme Vedat Milör, İzmir'de simide 'gevrek' denmesini anımsatarak 'İngilizler bile Turkish bagel demeyi bırakıp doğrudan simit derken İzmirliler hâlâ gevrek diyor' demiş ve eklemiş: 'İzmir lobisi kaybetti!'
Simit sözlükte şöyle tanımlanıyormuş:
'Türkiye menşeli pekmeze bulanmış, susamla kaplı bir tür ekmek.'
Kimbilir belki ilerde bir gün, 'gevrek' de şöyle tanımlanır:
'Türkiye menşeli pekmeze bulanmış, susamla kaplı ekmeğe ülkenin İzmir vilayetinde verilen isim'
Artı 'pekmeze bulanmış susamlı' ibarelere de itiraz edenler olacaktır, susamsız ve pekmezsiz simidi olan Kastamonu'dan, Rize'den. Antepliler de 'kahke' ile ilgili bir rezerv yaparlar belki...