Dönemin Türkmenistan devlet başkanı Niyazov, kabahatini yakaladığı kendi generalini canlı yayında oturtmuş karşısına, yargılıyor.
Yargılama sonrası generale verilen ceza, hücre hapsi.
Hücre dar ve eğri. Yani adam ayağa kalkamıyor hücresinde.
Ayağa kalktığında çengel gibi durabiliyor ancak, hücrenin eğriliği nedeniyle.
Bu yargılama ne öğretti bize.
Devlet başkanı, aynı zamanda hem de mahkeme!
Yasama, yürütme ve yargının ayrı erkler olmasına çağdaş dünyada ‘kuvvetler ayrılığı’ deniyor.
İnsanlarla başımız derde girebilir. Gideriz mahkemeye hakkımızı ararız.
Bazen haklı olduğumuzu kanıtlayamayız, durumu bir üst mahkemeye taşırız.
Bazen de başımız yasalarla derde girer.
Anayasa Mahkemesi işte o zaman gideceğimiz yer.
Kıymetli evrak hukuku, borçlar hukuku, temel hukuk falan gibi dersler gördüm ama daha ilerisi yok. Şu kadarını biliyorum, memlekette başvuracak tüm mahkemeleri bitirdiğimizde, yani ‘iç hukuku’ tükettiğimizde bile gidecek yerimiz var: Uluslararası sözleşmeler, yani uluslararası hukuk!
Bu kadar lakırdının özeti şu aslında:
Mahkeme kadıya mülk değil!Başka deyişle, adalet mülkün (devletin) temelidir!
Adaletin olmadığı bir ülkeden hiçbir nane olmaz.
Kimse, adaletin olmadığı bir ülkede yaşamak istemez.
Yarınlarda neyle karşılaşacağımız, nasıl bir haksızlığa maruz kalacağımız belli mi?
Öyleyse hakkımızı arayacağımız, önünde hepimizin eşit olacağı bir yer olmalı.
Cumhurbaşkanı da simitçiye dava açabilmeli, simitçi de cumhurbaşkanına.
Bu söylediklerin tahtada kalır, lafta kalır, yaşadığın ülkenin gerçeklerinden bihabermiş gibi yazıyor, konuşuyorsun diyebilirsiniz, durumun farkındayım ama..
Olması gerekenlerden söz ediyorum.
Vakti zamanın Berlin’inde‘Değirmenci ile kralındavası’nı, bilenler bilmeyenlere anlatsın lütfen. (Berlin’de hakimler var yazın Google’a hemen çıkar zaten!)
Bir savcıya hakaretten yargılandım, gazetecilik hayatımın bir bölümünde.
Çıktım mahkemede savundum kendimi.
Sonra ne mi oldu?
Hakimden önce savcı istedi beraati. Hakim de uygun buldu, bu beraat talebini.
O savcı diğer savcıya hakaret görmedi yani yazdıklarımda.
Ben de tıpkı değirmenci gibi ‘Bursa’da hakimler var’ sevinciyle çıktım sokağa.
SOKAĞA ÇIKMAK, ANAYASAL HAK
Sokağa çıkmak, gösteri ve yürüyüş yapmak, Anayasal hak.
3 milyonluk Bursa’da 3 milyon insan size karşı olsa, yine de kullanabilirsiniz bu hakkınızı, tek başınıza. Bütün Bursa’yı karşınıza almış olsanız da!
Kolluk kuvvetleri sizi korumak zorunda!
Anayasa Mahkemesi ile Yargıtay 3. Ceza Dairesi arasındaki fikir ayrılığı sebebiyle, CHP’nin çiçeği burnunda Genel Başkanı Özgür Özel, yaşananların bir ‘yargı darbesi’ olduğunu ileri sürerek, gerekirse haklarını sokağa çıkarak arayacaklarını söyledi ya.Eş zamanlı olarak bir ‘tweet’ atıldı ‘Ankara Emniyet Müdürlüğü’ isimli bir hesap tarafından.15 Temmuz videosu eşliğinde,adeta sokağa çıkacaklara bir nevi sopa gösterildi.
Önce silindi bu ‘tweet’ sonra tekrarlandı.
Yasaları uygulasınlar diye maaş verdiğimiz memurlar, yasadan bihaberler.
Daha ileri giderek söylüyorum, yasadışılar.
‘Tweet’ Ankara Emniyeti’nden baş komiser Rüstem diye atılmıyor veya Ankara Emniyet’ten polis Rıza falan diye. Devletin önemli bir kurumu, ülkenin bir kısım vatandaşını tehdit ediyor gözümüzün önünde.
Bir ülkede karşılaşabileceğiniz en büyük pespayelik bu işte.
(Aman kime ne anlatıyorum ben! 3-5 sene önce Baro Başkanlarını Ankara’ya sokmamışlardı, bırak toplantı ve gösteri yürüyüşünü falan, seyahat özgürlüğünü kısıtlamışlardı.)
KİME GÖRE ‘GERÇEĞE AYKIRI’
Anayasa Mahkemesi, dezenformasyonyasası’nıoy çokluğuyla iptal etmedi bu arada. Arada kaynadı gitti. O yasa ki, ‘gerçeğe aykırı’ olduğu savıyla gazetecileri hapse atmaya teşne.
Öyleyse soralım buradan, ‘gerçeğe aykırı’ ne?
Veya şöyle soralım:
Kim karar verecek bir yazının, bir haberin gerçeğe aykırı olduğuna?
Galileo Galilei‘dünya yuvarlak ve dönüyor’ dediğinde, bu laf ‘gerçeğe aykırı’ değil miydi, engizisyona göre!
Dünya düz demek ‘gerçeğe aykırı’değil mi, şimdilerde.
Kim ne derse desin, kimin ve neyin gerçeğe aykırı olduğuna, bırakalım, halkın özgür kanaati ve tarih karar versin.
(Bütün Amerika’yı‘Uzaylılar geliyor’ diye sokağa döken OrsonWelles, iyi ki şu sıralar Türkiye’de yaşamıyor. ‘Yurttaş Kane’ mi olurdu, ‘Mahkum Kane’ mi orasını bilmem..)